29 Nisan 2009 Çarşamba

Boyıyalım abi...



Bizim evde ayakkabılar öyle kendinden cila içeren hazır boyalarla boyanmaz. Ortalama ayda bir defa ayakkabı fırçası, boya ve cila ortaya çıkar ve ayakkabılar şöle bir kendine gelir. (Bilgi olarak ayakkabıları hazır boyalarla boyamak derilerini çatlatır, çok sık boyamak yıpratır, bir ayakkabıyı her gün giymemek arada değiştirip dinlendirmek ömrünü uzatır)

Yine böyle bir ayakkabı boyama seansına baldanadamı da izleyici olarak davet ettik. Tabi kendisi edilgen durumlardan hoşlanmadığı için direk boyama işine el attı. Zar zor boyama işi tamamlansada artık baldanadam için yeni bir eğlence çıkmış oldu. Şimdilerde ayakkabı fırçasını ne zaman ulaşılabileceği bir yerde bulsa hemen aşağıdaki görüntü oluşuyor...

28 Nisan 2009 Salı

Taburenin delikleri


Evimizde bulunan plastik tabureler bizim icin oldukca keyifli bir oyun aracı oldu cogu zaman. Taburenin üst kısmında bulunan deliklere altından renkli bir kumas sıkıştırıyorum baldanadam da ustten renkli deliği bulmaya çalışıyor. O buldukça bende kumaşı hemen başka bir deliğe hızlı hızlı geçiriyorum. Eğlenceli olmasının yanında el göz koordinasyonunun gelişimi için de oldukça faydalı bence. Aslında bu oyunu yaklaşık 7-8 ay once kesfettim. Baldandadam sağa sola tutunup ayakta durabildigi ilk dönemlerde çok oynadik. O zamanlar cok zevk aliyordu. Cok sık olmamak kaydıyla ara ara hala oynuyoruz. Dun aksam tabureyi isaret edip kendi oynayalım dedi mesela...

8.Ay

27 Nisan 2009 Pazartesi

Lor Peyniri


Bu pazar baldanadam kucağımda sütünü içerken uyuyakaldı. Bebeklik günlerine döndüm birden o zamanlarda da emerken uyuyakalırdı kucağımda...

O uyurken dolabı elden geçirdim şöyle bir. Kuytu yerde kalan bir miktar sütümün oldugunu gördüm. Dökmek içimden gelmedi. Şuradan gördüğüm tarifle lor peyniri yaptım. Tadı da gayet güzel oldu. En kısa zamanda bir böreğin içinde kullanmayı düşünüyorum...
Not: Resim alıntı ama benimkide aynı boyle gözüküyordu.

26 Nisan 2009 Pazar

Solucan


Pazar günkü park sefamızda oğlumla çocuk oyun alanında bir solucan gördük. Oraya nasıl gelmiş bilmiyorum ama topraktan uzakta ve ayak altında olduğu için fazla yaşama şansı yoktu. Baldanadamla onu biraz izledikten sonra hadi oglum dedim onu toprağa götürelim, bunun için önce bir yaprak bulduk. Küçük bir çöple solucanı yaprağın üzerine koydum ve baldanadamla birlikte onu topraklı yere bıraktık. Baldanadam ara ara solucanı koyduğumuz yere kontrol kontrol turları yaptı. Elindeki mamadan solucana da atmayı unutmadı tabi...

24 Nisan 2009 Cuma

23 Nisan


Dünde yine klasik bir 23 Nisan havası yaşadık İstanbul'da, yağmurlu, kapalı...Baldanadamım için düşündüğüm miniatürk gezisi bu hava yüzünden iptal oldu malesef. Evde de ufak bir tadilat oldu. Baldanadamı uzak tutmaya çalıştığım için bütün gün inatlaştık nerdeyse :( Bu 23 nisanı pek hayallerimdeki gibi geciremedik malesef umarim bu anlamlı gunun bilincine varabilecegi gelecek yıllarda daha güzel etkinliklerle mutlu 23 nisanlar geçirebiliriz. Bu vesileyle dünyadaki tüm yavru kuşların 23 Nisanını kutlarım, hepinize sevgi ve saygı gorerek büyüyebileceğiniz bir Dünya diliyorum...

22 Nisan 2009 Çarşamba

Dünya Günü


Bugün Dünya günü. Yaşlı yuvamızın sorunlarına karşı biraz daha duyarlı olalım diye 1969'dan beri kutlanıyor. Artan nüfus, hoyratça ve adaletsizce harcanan kaynaklar, tüketim çılgınlıklarımız her geçen gün daha çok canlının yaşama hakkının elinden alınmasına sebep oluyor. İngilizce bilenlere www.storyofstuff.com/ ziyaret etmelerini öneririm dünyamızın nasıl mahvedildiği çok güzel bir şekilde anlatılıyor.

Allah dünyayı sebepler perdesi altında döndürüp duruyor. Çocukken Dünyanın sonunun bu sebepler perdesinden sıyrılarak bir anda olacağını düşünürdüm, artık kıyametimizi kendi kendimizin hazırladığını görebiliyorum. Bize emanet edilen, hizmetimize sunulmuş bunca canlı cansız varlığın hesabını tek tek vereceğimize inanıyorum. Kendi adıma neler yapabilirim diye düşünmekteyim hep, sanırım düşünmeten öte harekete geçmeninde zamanı geldi...

Mutlu yıllar Dünya

Bugün Dünya günü. Yaşlı yuvamızın sorunlarına karşı biraz daha duyarlı olalım diye 1969'dan beri kutlanıyor. Artan nüfus, hoyratça ve adaletsizce harcanan kaynaklar, tüketim çılgınlıklarımız her geçen gün daha çok canlının yaşama hakkının elinden alınmasına sebep oluyor. İngilizce bilenlere www.storyofstuff.com/ ziyaret etmelerini öneririm dünyamızın nasıl mahvedildiği çok güzel bir şekilde anlatılıyor.

Allah dünyayı sebepler perdesi altında döndürüp duruyor. Çocukken Dünyanın sonunun bu sebepler perdesinden sıyrılarak bir anda olacağını düşünürdüm, artık kıyametimizi kendi kendimizin hazırladığını görebiliyorum. Bize emanet edilen, hizmetimize sunulmuş bunca canlı cansız varlığın hesabını tek tek vereceğimize inanıyorum. Kendi adıma neler yapabilirim diye düşünmekteyim hep, sanırım düşünmeten öte harekete geçmeninde zamanı geldi...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Hanımlara çiçek veren centilbaby


Baldanadam evin dışındayken hedefli bir yöne doğru asla yürümüyor. Mutlaka kucağımıza gelmek istiyor. Bu durumun tek istisnası park, bekleme salonları gibi geniş alanlarda serbest bırakılmak. O zaman kendi karar verdiği yöne özgürce gidiyor. Başka insanlarla iletişime giriyor. Bende dibine girmeden uzaktan gözlemliyorum. Genelde gözüne kestirdiği ilk kişiler yetişkin erkekler oluyor. Başka çoçuklara onlar kendisiyle ilgilenmedikçe fazla sokulmuyor. İletişime girmek için ilk yaptığı şey nedendir bilmiyorum parmaklarını göstermek. Çok sık parmaklarıyla oyunlar oynuyoruz belki bundan olabilir. Kendisine tek tek parmaklarını gösteren bir bebeğe kimse ilgisiz kalamıyor tabiki :D onlar karşılık verdikçe bizimki de samimiyeti ilerletiyor.

Bu pazar günü baldanadam etrafta pek erkek olmadığınadan sanırım bayanlara yaklaştı bu sefer. Once hemen yanımızda oturan ailenin küçük kızının ipini gözüne kestirdi ve gidip aldı. Kızın annesi kızına birlikte oynamalarını söyledi. Birlikte ipi tutup salladılar. Sonra baktım bizimki çoçukarın peşinden o ailenin yanına gitti. Teyzeler, büyük çoçular sevdiler baldanadamı, saçlarına çiçekler taktılar. Sonra kuzucumla doğayı keşfe çıktık ve çimlerin arasında çıkmış minik sarı papatyalardan bizde topladık. Minik ellerinde minik bir demet oldu. Yerimize geri döndüğümüzde baldanadam bir tane çiçeğini kulağına çiçek takan teyzeye verdi. Tabi diğer teyzelerde istedi, benimde cesaretlendirmemle herkese çiçek dağıttı kuzucum. Yanımıza fotoğraf makinemizi almadığımızdan bu anları kaydedemedik malesef :(

Çevresiyle iletişime geçmesi, insanlardan pozitif tepkiler görmesi benim için çok önemli. Bu sayede hayatı seveceğini, insanlara güvenmeyi öğreneceğini en önemlisi hep umut dolu olacağını düşünüyorum.

Hayatta yaşayacağın olumsuzluklara karşı şimdiden içinde umut ve sevginin gücünü biriktir baldanadamım. Seni çok seviyorum...

Medical Park Rezaleti


Medical park bahçelievlerden cumartesi saat 10:15 de oglum icin, 10:50 de kendim icin randevu almistim. Sabah yola cikmak uzereyken arandik. Doktorunun ameliyata girecegini başka bir doktora muayene olmamiz ya da baska güne ranvedu almamiz gerektigini soylediler. Çalistigim için baska gün gelemiyeceğimi söyledim ve baska doktora muayene olmayi tercih ettim. Fakat diger doktor profesor oldugundan ücret farki ödememiz gerektiğini söyledi telefondaki ses. Ben randevuyu siz değiştiriyorsunuz ücret farki ödemeyeceğim dedim. Pabuç bırakmadiğimi görünce beni ordan oraya değişik kişilere aktarip durdular.

Hastaneye vardigimda ücret farki ödemeden muayene olamayacagim konusunda direttiler. Randevu saatini gosteren karti almak istedigimi bu karti göstererek şikayette bulunacagimi belirttim. Bana karti vereceklerini söyledikleri halde türlü numaralarla (kart kalmamis, arsivden gelecek,vs.) karti vermediler. Antetli kagida yazmayi da reddettiler. Baldanadam huzursuzlanmaya basladığı icin fazla uzatmayi göze alamadim. Kendilerini Allah'a havale etmenin yanında şikeyet edebileceğim her yere de şikayet ediyorum. Şikayet sitelerinde gördüğün kadariyla çok vukuatli bir yermiş zaten. Bıçak parası almaktan, hastaları gereksiz korkutarak bir ton tahlil, tetkik yaptırmaya ve gereksiz tedavi süreci başlatmaya kadar çok büyük şikayetler de var. Siz siz olun sağliğinizi bu kuçuk hesapların hastanesine emanet etmeyin derim...

19 Nisan 2009 Pazar

Metrobüs ile ilgili şikayetime dönüş



From: Huseyin ERSOY
Sent: Wednesday, April 15, 2009 5:33 PM
To: Şule SAVAŞ
Subject: İLT: ------------------ adlı elektronik postadan gelen şikayet maili.


Şikayet konusu --------’na ait elektronik posta iletisinde; Metrobüs yaya üst geçitlerinin dar olması nedeniyle geçişlerinin güçleştiğinden bahsedilmektedir.

Metrobüs hattının geçtiği D-100 Karayolunda yeterli genişlik olmamasına rağmen, özürlü, yaşlı,tekerlekli sandalyeli ve bebek arabalı vatandaşlar için ek rampa yapılması zorunluluğu da bulunmaktadır. İstanbul’un bugüne kadarki yapılaşması, araç trafiği yoğunluğu bir kent problemidir. Tüm bunlara rağmen özürlülere yönelik standartlar, mevcut şartların el verdiği ölçüde mutlaka tasarımlarımızda yer almaktadır. Ayrıca Belediyemizin İstanbul Özürlüler Merkezi (İSÖM) bünyesinde, İstanbul genelinde çalışmalar başlatılmış olup, mevcut yapılar, yol ve kaldırımlar, 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanununa istinaden rehabilite edilecektir.

Bundan sonraki ve mevcut çalışmalarda şikayet konusu unsurlarında dikkate alınması, ayrıca konunun tarafınızca da değerlendirilerek ilgilisine bilgi verilmesi hususunda gereğini arz ederim.


Şule SAVAŞ

Kentsel Tasarım Müdürü


---------------------------------------------
Sent: Monday, April 13, 2009 10:57 AM
To: Şule SAVAŞ
Subject: Merhabalar


Merhabalar Şule hanım,


Kentsel tasarım müdürü olarak, şikâyetimi size iletmem gerektiğini düşünüyorum. Ben bebekli bir anneyim ve metrobüsü oğlumla birlikte sıklıkla kullanıyoruz. Sorunumuz üstgeçitlerden duraklara inen merdivenler. Eğer oğlumla tek başınaysam asla metrobüsü kullanamıyorum. Çünkü aynı anda hem bebeğimi hem de arabasını o daracık merdivenden indiremiyorum. Bir gözü peklik yapıp oğlum pusetinde otururken puseti kucaklasam, daracık merdivende hiç kimse için inecek yer kalmıyor ki zaten hiç güvenli bir yöntem de değil. Bu duraklarda bebek arabaları ya da engelliler için rampa düşünülmemesi büyük bir tasarım eksikliği. Modern çağların İstanbul şehrine kusura bakmayın ama bu medeniyetsizlik yakışmıyor. Bu durumu düzeltmek için bir projeniz varmı? Yoksa resmi olarak şikayet bildirmem için beni nereye yönlendirebilirsiniz?


Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.

İyi çalışmalar.

17 Nisan 2009 Cuma

Çocuk


Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk;
Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk...

Çocukta, uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
Karıncaya göz atsa "niçin, nasıl?" ve hayret...

Fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür;
Biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki asıl hür.

Allah diyor ki:"Geçti gazabımı rahmetim!"
Bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...

Bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!
Şimdi anladığını, sonra anlayamazsın!

İnsanlık zincirinin ebediyet halkası;
Çocukların kalbinde işler zaman rakkası...

N.F.K.

7.ay

16 Nisan 2009 Perşembe

Sallanıyorum inmek istemiyorum...


Evimizin yakınında 2 tane park var. Biri bol yeşilikli büyük bir park, vaktimiz geniş olduğunda oraya gideriz. Diğeri ise bir iki oyuncağı olan yol üstünde küçük bir park. Baldanadam havanın güzel olduğu her gün benimle yada anneannesiyle bu iki parktan birine mutlaka gider. Favorisi tabiki salıncaktır. Bir kere yerleştimi asla inmek istemez.

Geçelerde yine salıncakta sallanırken yanımıza şeker bir abi geldi. Biraz sallanıktan sonra annesi onu eve gotürmek için hadi in artık demeye başladı. Benim baldanadam nedense bu in sözünü üstüne alınmış olmalı ki kadın her in artık dediğinde bizimki kafasını hayır anlamında sallayarak bağırdı durdu :)

Bebekkken büyüsede salıncakta sallanmanın zevkine varsa diye hayal ederdim. O hayalim fazlasıyla gerçek oldu. Şimdide sakince inmeye ikna etmeyi hayal ediyorum fakat bu hayalim pek gerçek olacak gibi değil...

14 Nisan 2009 Salı

Son şarkımız


Bu seferki şarkı sözleri babaya ait. Yine bilindik bir çocuk şarkısından arak bir güfteyle baldanadama uykusuz günlerimize söylendi. Onu ne kadar sakinleştirdi bilinmez ama benim çok hoşuma gitti.

"Baldanadam tatlı kuzu
Evimizin tadı tuzu
Ağladıda üzdü bizi
Ağlamasın gülsün yüzü"

13 Nisan 2009 Pazartesi

Parmak Oyunları


Baldandamanın ilk taklit etiği şeylerden biri örümcek duvara tırmanmış parmak oyunuydu. Ben sözlerini söyledikçe acemice kollarını yukarı kaldırıyor. Yağmur yağmış ıslanmış diyince kollarını indiriyordu. Bunları yaptığında henüz yaşına girmemişti ama kaç aylık olduğunu da tam hatırlayamıyorum.

Geçenlerde uzun süredir parmak oyunlarını ihmal ettiğimizi düşündüm biraz da yenilerini araştırayım dedim. Şurada güzel bir kaynak buldum ve çıktısını aldım. Şimdi evde teket teker yapmaya çalışıyorum. Baldanadamın favorisi iki ev. Ayşe ve fatmanın birbirleri ile karşılarıp sohbete başlamalarına kahkahayla gülüyor...

Slumdog Millionaire



Baldanadamın uyku vakti gece 12 leri bulmaya başladığından beri haftasonu film keyfimiz hayal olmuştu. Bu haftasonu gündüz uykusunu bir seferle sınırlı tuttuk ve gece de 10:30 da uyutmayı başardık. Böylece bize de film seyretmek için bir fırsat doğmuş oldu. Oscar ödüllü ve şiddetle seyretmemiz tavsiye edilen Slumdog Millionaire üzerinde karar kıldık. Ve bingo, son zamanlarda izledikelrim arasında beni hayal kırıklığına uğratmayan başından sonuna kadar ilgiyle takip ettiğim tek film oldu. Farklı ve sürükleyici bir senaryosu var. kısaca konusu şöyle:

"Jamal Malik, Mumbai‘nin gecekondu mahallelerinden birinde yaşayan 18 yaşında bir yetimdir. Hindistan’da katıldığı “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışmasında 20 milyon rupe kazanmasına sadece bir adım kalmıştır. Ama şova ara verildiğinde, bir sokak çocuğunun bu kadar büyük başarıyı ancak hile yaparak yakalayabileceğinden şüphelenilip tutuklanır.

Suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışan Jamal, kardeşiyle birlikte kenar mahallede geçen yaşamını, mahalle çeteleriyle olan ilişkilerini ve tek aşkı Latika’yı yeniden bulma çabasını anlatmaya başlar. Yarışmadaki her sorunun cevabı Jamal’ın inanılması zor ama gerçek hikayesini ortaya çıkacaktır."





12 Nisan 2009 Pazar

Hokka


Bu hafta sonu pek dışarı çıkamadık. Evde olunca baldanadamı eğlendirecek aktiviteler bulmak gerekiyor malum. Bu hafta da uzun süredir aklımda olan hokkaya boya koyarak resim yapma aktivitesini yaptık. Kırtasiyeden 2 liraya aldığım 2 adet şeffaf hokakaya sulandırarak parmak boyası koydum. Önce ben gösterdim sonra verdim fırçayı baldanadamın eline. Odasında boyama yapması için serbest bıraktığımız duvara sürdü fırçayı özgürce. Arada resim yaptığı defterine yöneldi. O eğlenirken bizde onu seyrettik, ne kadar çabuk büyüdüğüne hayret ettik...

Not: Hokka kullanmadaki amaç boyanın dökülmesini önlemek.

9 Nisan 2009 Perşembe

7 tepeli şehirde 4 tekerlekli hayat


Baldanadam doğdundan beri şehir yollarında 4 tekerlekli hayatın ne denli zor olduğunu çok iyi anladım. Kaldırımlar yüksek, çok az yerde rampa var. Hiç bir şehir mobilyası bebek arabaları ya da tekerlekli sandalyelere göre tasarlanmamış. Toplu taşıma araçlarına bebek arabasıyla binmek tek başına olan bir anne için neredeyse imkansız. Ben küçücük bir bebekle bu yollarda gidemezken engelli insanlar için hayatın ne denli zor olduğunu bilmek, bu yüzden evlerine kapanmak zorunda olduklarını görmek çok acı.

Bu mesele hayatımı bu denli etkilediği halde hayıflanmaktan başka bir şey yapmıyordum açıkçası. Geçenlerde mail guruplarımdan birine duyarlı bir annenin maili düştü. Sık sık geçtikleri durağın bebek arabası ile geçmeye uygun olmadığını beyaz masaya bildirmiş ve uzun bir takip sonucunda durağın yenileneceği bilgisi kendisine ulaşmış. Bu mail gurubumuza bir kılıvcım oldu ve üstüne bir çok fikir yürütüldü. Ortak karar, herkesin kendi yaşadığı yerdeki aksaklıkları yetkililere fotoğraf ve belgeleriyle bildirip sonuçlarını takip etmeleri ve bu çabaların bir web sitesinde yayınlanmasıydı. Böylece daha çok insanın bu duyarlılık projesine ilgi göstermesinin sağlanablecek umarım.

Bende bu hafta sonu ilk fotografımı çekip göndermek niyetindeyim. Umarım bireysel çabalarımız bir çığ olur ve şehrimiz, hatta tüm ülkemizin sokakları daha insancıl olur. Engelli insanlarımızda güzel güneşli bahar günlerinde pencere kenarlarından bakmak yerine baharın coşkusunu yüreklerinde hissederler...

7 Nisan 2009 Salı

6.ay

6 Nisan 2009 Pazartesi

Uykusuzluk


Baldanadam bu haftasonu bizi çok zorladı. Cuma akşamı dedemizin yazigina gittik. Yolda ve aksam yatana kadar pek neşeli keyifliydi. Gel gelelim yatma saati gelince iş çığrından çıktı. Gece 4 de ancak uyuduğunu söylersem ne denli zorlandığımızı anlatabilirim sanırım. Kaldırıp etrafta gezindiğimizde sorun yok gülüp eğleniyordu. Ama yatağa doğru meyledince içli içli ağladı yavrum. Battaniyede bile salladık. Hadi uyu artık diyincede "manane" dedi sıpa.

Ertesi gün uykusuzluktan gündüz sızıp kalacak diye düşündüm ama nerde. Büyük bir merakla her tarafi inceleyip gezindi durdu. Tabi uykusuzluk asabiyet olarak yansidi kendisine. Akşam yine uykuya direnmeye kalkinca artik gece oldu demeyip apar topar eve döndük. Eve gelince kendini uykunun kollarina biraktı ama yarım saatte bir uyanarak. Uykusuzluğun direncini düşürmesi ve hava degisikliginin etkisiyle burun akintısı da başladı. Pazar gününüde öğlen uykusuna kadar oldukça mızmızdı. Öğlen kesintisiz 3 saat uyuduktan sonra ancak keyfi yerinde geldi.

Bu gezi için ne hayaller kurmuştum oysaki. Bahcede oynarız çiçek toplariz. Kamyonuyla toprakla oynariz diye düşünmüştüm. Artik bu hayallerim başka sefere kaldı. Bir daha gittiğimizde bu kadar yadırgamaz diye umuyorum. Yoksa kum güneş deniz hayallerimde suya düşecek...

2 Nisan 2009 Perşembe

Odamdaki gökyüzü


Evimizin 2 odasının pencereleri geniş bir panaromaya sahip. Pencerelere biraz aşağıdan bakış atarsanız sadece gökyüzü ve kuşlar gözüküyor. Sakin anlar geçirmek istediğimde dışarıya böyle bir bakış atıyorum ve o güzel gökyüzünün altında bir orman olduğunu hayal ediyorum. Beni inanılmaz rahatlatıyor.

Kuzucugumla da bebekliginden beri pencereden gökyüzünü ve kuşları seyrediyoruz. Geceleri ise aydede, yıldızlar ve uçakları. Dışarı çıktığımızda da kafası hep yukarılarda ya kuş ya sinek ya da aydede arıyor. Ozellikle de aydede. Ayın sadece belli bir kısmında görebildiğimiz aydede oğlumun dilinden hiç düşmüyor. Bizde gece parlayan stickerlerle odasının tavanına sahte bir gokyuzu yaptık. Yatma vakti geldiğinde yızdıları ve aydedesi oğluma parıl parıl parlıyorlar. Bizde onlara özelliklede aydedeye şarkımızı söyleyerek el sallıyoruz.

Not: Resim bizim evden değil. Bizim evimizdeki gökyüzü daha dogal görünümlü stickerlerden oluşmuş.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Başkasının elinden...


Son günlerde iştahsiz olan baldanadama yemek yedirmek için çeşitli yöntemler arıyorum. Farkettiğim birşey daha önce ona yemek vermemiş kişilerin elinden daha kolay yemek yiyor.
Geçen pazar ziyarete gittiğimiz akrabalarımızın 2 tane küçük kızı var. Baldanadam yine yemek konusunda itiraza başlayınca verdim kaşığı bu miniklerin eline. Bir Elif bir Sena sırayla baldanadamı beslediler. Sena 7 elif 4 yaşında. Halleri çok tatlıydı ikiside küçük anne modunda baldanadamın peşinde koştular mama yedirmek için.

Bu yemek hususu kafamı çok karıştırıyor. Baldanadam normal şartlarda yemek konusunda bizi uzen bir cocuk degildi. Bu aralar azı dişlerini çıkartıyor olması ve vitaminini kesmiş olmamızın iştahını etkilediğini düşünüyorum. Fakat şu bir gerçekki başka şeylerle oyalanarak, oynatılarak bayağı yemek yiyor. Bunun doğru olmadığını biliyorum ama 2 kaşıktan sonra yemeği reddeden bir bebek oynatılarak 2 kase yiyorsa anne yüreği ne yapsın. Sanırım bu konuda uzmanları değil yüreğimin sesini dinleyeceğim.

Anneannesi zaten yaslarda, iştahsız 2 çoçuk buyuttukten sonra baldanadam gibi yemek konusunda zorluk cıkartmayan bir bebege bakınca dunya varmış Allah bana sonunda boyle bir cocukda nasib etti diye şükürler ediyordu. O bizi peşimizde tabaklarla koşarak büyütmüş. Şimdi ne abimde ne bende fast food, aburcubur alışkanlığı yoktur. Zaten kendimi hatırladığım dönemden itibaren hep aile sofrasinda yemek yedim. O yüzden baldanadamın bu dönemlik olduğunu düşüdüğüm iştahsızlık durumunda ona yemek yedirmek için her yolu denemeği düşünüyorum tabi bilgisayar hariç...

Ofisteki miniğim



Başlığı görünce baldanadamı ofise getirdiğim düşünülebilir. Henüz böyle bir girişimim olmadı. Ben sadece masamı güzelleştiren yeni çiçeğimden bahsetmek istiyordum. Türü Fittonia, ben ona şekerpembe adını koydum çoçukluğumdan kalma bir çizgifilm karakterinin ismi. Çünkü çok hoş pembe yaprakları var. İşten ara ara başımı kaldırdığımda bana gülümsüyor sanki. Şekerpembe bana arkadaşım Zeyneb'in hediyesi. Kendisine buradan tekrar teşekkür ediyorum...

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam