30 Haziran 2009 Salı

Doyumsuz Çocuklar


Çocuk gelişimi ile ilgili yazıları ara ara okumaya çalışırım hep. Şuradaki yazı beni yine çocuklardaki doyumsuzluk konusunda düşündürttü...

Günümüz çocuklarının en önemli problemlerinden biri bu sanırım. Doyumsuz, mutsuz, amaçsızlar. Nasıl oluyorda bu durum gitgide artıyor diye kafa yorunca cevapların çok da uzakta olmadığını görüyor insan. Korkunç bir tükettim kültüründe, populer ve değerli olanın her gün değiştiği bir ortamda büyüyorlar. Tv karşısında reklam borbardımanında geçiyor günleri. Boş vakitlerini de alışveriş merkezlerinde değerlendiriyolar.

Oğulcuğumu bu olumsuzluklardan korumak adına elimden geleni yapmaya çalışıyorum. İlk önlemimiz evimizde tv nin olmaması. Arada Baby Einstein cdsi seyretsede haftada birle (olağan dışı durumlarda artabiliyor) sınırlamaya çalışıyoruz.

Alışveriş merkezine normaldede sıklıkla giden bir aile değiliz. Baldanadam doğduktan sonra bir iki kere gitmişliğimiz var onlardada çok sıkıldık bunaldık hemen kendimizi açık havaya atmak istedik. Alışveriş merkezleri resmen benim ruhumu daratlıyor, üstelik elektirik yükleniyoruz son iki gidişimizde eşimde bende nereye dokunsak çarpılıyorduk resmen.

Bozulan şeyleri atmıyor tamir ediyoruz. Bu küçücük bir oyuncakta olabiliyor,bir elektronik eşyada. Tamir etmek baldankuzunun favori oyunlarından biri artık. Takım çantasındaki aletlerin hepsini tanıyor.

Oyuncak, abur cubur alışverişinde sınırlıyız. Akranlarına baktığımda genlede hepsinden az oyuncağı var kuzumun. Onlarlada ben olmadan oynamıyor zaten. Abur cuburu zaten sağlıklı olmadığı için almıyoruz markette alıp sepete koyduklarını geri koyuyoruz. İstisnamız çukulata, onuda baldanadam olmadan alıp akşamları yemekten sonra yada çok mızmız olduğu zamanlarda verip süpriz yapıyoruz.

Dengeli ve istikrarlı olmak çok önemli oğluşum ne doyumsuz ne de yoksun olsun istiyorum. Elindekilerin kıymetini bilmesi ve var olanlarla mutlu olabilmesini öğretebilirsem ne mutlu bana. Tabi en önemli etken örnek olabilmek. İnsallah mutlu bir çoçuk, mutlu bir insan olabilmesi için ona iyi birer rol model olabiliriz.

29 Haziran 2009 Pazartesi

Tüh Tühh

Dün sabah baldanadama parka gideceğimiz sözünü vermiştim. Akşam sözümde durdum ve büyük parka gittik. Dışarı çıktığımızda Enes abisinin topunu gözüne kestiren baldanadamın o ağır futbol topuyla oynayamayacağını anlayınca evden küçük topunu aldık ve parka topunu da götürdük.
Babasıyla top oynarken ünune gelen topa vurmak istedi ama yaramaz top kaçtığı için ayak boşa sallandı. Tam o anda baldanadam bombayı patlattı
- tüh tühh!!

28 Haziran 2009 Pazar

Baldanadam hasta oldu


Bu hafta sonu yine hevesle plan yapmanın ne kadar boş olduğunu gördüm. Malesef ipler bizim elimizde değil. Biz geçen hafta deniz kum güneş sefası yapma hayalleri kuraduralım, cuma günü öğleden sonra ateşi çıkan baldankuzu sayesinde tüm haftasonunu evde geçirdik.

Cuma gecesi azcik ateş devam etmiş olsada çok şükür daha sonra bir daha ateşi çıkmadı ama boğazları şişmiş baldanadam keyifsizdi. Sürekli sevdiği şeyleri yapıp moralini yüksek tutmaya çalıştık. Ne yemek istiyorsa onu yedi. Çok sıkılmasın diye ara ara ufak geziler de yaptık. Neyseki bu sabah mutlu bir şekilde uyandı. Biz işe gelmek için evden çıkmadan o da anneannesiyle dedesinin arabasıyla oynamak üzere evden çıkmıştı.

Bir daha anladıkki bu minik evimizin tüm neşesi, sevinci. Onun yüzü biraz solsa bizim tüm rengimiz kaçıyor. Allah kimseye yavrucuklarinin hastalikli, kötü gününü göstermesin...

25 Haziran 2009 Perşembe

Marketlerdeki raf düzeni


Marketlerdeki raf düzenlerinden nefret ediyorum. Bütün abur cuburlar, sağlıksız ne varsa süslenmiş püslenmiş marketlerde çoçuların ulaşabileceği raflarda yerini almış. Baldanadam markete girer girmez ilk iş gözüne kestirdiği bu janjanlı paketlerden birini sepete atıyor. Resmen masum yavrularımız istismar ediliyor. Devlet kurumalrına mail attım. Marketlerde raf düzenini belirleyen bir kanun bir kural sistemi varmı diye. Yoksa böyle bir düzenlemenin yapılması için kamu oyu oluşturmak adına elimden ne geliyorsa yapacağım.

Abur cuburlar üst raflara taşınsın!!! Çocukarını sağlıklı yetiştirmek isteyen anne babalar markete krize giren çoçuklarla uğraşmasınlar...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Terbiyeli Sebze çorbası


Dün izin günümdü. Akşam için kabak dolması yapmaya karar verince oyduğum kabak içlerinde de çorba yaparım dedim içimden. Çeşitli sebze çorbası tariflerinden bunu kendime en yakın buldum :)
Malzemeler
Yaklaşık 3 tane kabağın oyulmuş içi veya bir tam kabak ta olabilir
2 yemek kaşığı tereyağı
1 orta boy soğan
2 yemek kaşığı tam buğday unu
1 adet domates
1 adet tatlı kırmızı biber
1 patates
1 çay bardağı bezelye
1 lt kaynamış su
1 bardak süt
1 yumurtanın sarısı
tuz

Hazırlanması:

Soğanı ve biberi doğrayıp tereyağı ile çeviriyoruz. Soğan pembeleşiyor. Domatesi ve diğer sebzeleri karıştırıp 3-4 dakika sonra unu ekliyoruz. Un ile bir süre kavurduktan sonra suyu ve tuzu ekleniyor ve hafif ateşte sebzeler yumuşayana kadar pişiriyoruz. Pişince çorbayı blendırdan geçiriyoruz.Ben hafif taneli bıraktım. Süt ve yumurta sarısını bir kapta çırpıyoruz. Çorbadan bir kepçe alıp devamlı karıştırarak süte karıştırıyoruz. Sonra karışımı yavaş yavaş karıştırarak çorbaya ilave ediyoruz. Sevdiğimiz kıvama göre kaynamış su ekleyebiliyoruz.

Tarifin orjinalinde domates ve biber salçası vardı ben salça yerine domates ve biberin kendilerini kullandım. Tarifin orjinalinde un olarak beyaz un kullanılıyor. Ben artık evde hep tam buğday unu kullandığım için beyaz un kullanmadım. Bu çorba süt ve tuz çıkartılarak 1 yaş altı yaz bebeklerinde de afiyetle içirilebilir.

Baldanadam sebzeleri sade zeytinyağlı pişirince benim istediğim kadar yemediği için sebzeleri değişik şekillere sokarak yedirmeye çalışıyorum. Sebze çorbası en kolayı oluyor. Fırında peynirli kabak ve karnıbahar da baldanadamın severek yediklerinden.

Bol sulu ve yoğurtlu gün

Geçen hafta buluşmamız pazar günüydü. Ortak aktivite olarak leğende oyuncak yüzdürüp kaptan kaba su boşaltma oynadılar bizim minikler. Üstlerini, yerleri ve arada da birbirlerini ıslattılar. Bu oyundan sıkılacakları yoktu leğeni kaldırdığımızda çığlığı bastı hepsi. Hatta suyu boşaltmak için leğeni banyoya kadar götürürken bücürler tarafından kovalandık.

Diğer aktivitemizde kaşıkla yoğurt yemekti. Kibar kızlar üstlerine bişeyler dökülmesin diye fazla yemediler benim pasaklı oğluşumsa kirmiş lekeymiş hiç aldırmadığı için çalakaşık saldırdı. Kah kaşıkla kah eliyle 2 kase yoğurdu bitirdi.İşte güzel günden fotolar...



Bir süre sonra baktık olacak gibi değil bodylerinide çıkardık. Islak durmaktansa çıplak durmak daha iyidir mantığıyla...


Yoğurt canavarları...

Bu da en pasaklı yoğurt canavarı...

22 Haziran 2009 Pazartesi

Beşiktaş, Üsküdar, koru, düğün

Cumartesi oldukça hareketli bir gün oldu bizim için. Sabah erkenden diş randevumuz için Yıldız'a gittik. Randevu erkenden bitince güzel havada hemen eve gitmek istemedik. Babişkomuzun anılarını tazelemek için ünivde kaldığı evin önünden geçerek beşiktaşa yürüdük. Baldanadam caddede yine tüm dükkanları inceleyerek gezdi. Bir iki kitabevine de girdik. Uzun zamandır aklımda olan Kaknüs yayınlarının Cemile ve Atakan serisinden bir kaç kitap aldım. Baldanadam bu kitapları çok sevdi. Ayrıca onları anlatıcam inşallah.

Tam uyku saatinde evde olmamıza rağmen her haftasonunda olduğu gibi baldanadam uyumamak için mızıkçılık yaptı. Ben de zorlamadım. Evde olduğumuz süreyi yine oynayarak geçirdik. Düğün için tekrar evden çıktığımızda baldanadamla ilk defa vapura bineceğimizi anlatırordum ona ama daha ana caddedeki durağa gelmeden pusetinde uyuyakaldı miniğim. Bizde vapur yolculuğunu dönüşe bırakarak metrobüse yönlendik. Üsküdara gidene kadar uyanmadı. Fethipaşa korusunun tepesindeki açık hava düğün mekanına geldiğimizde uykusunu da almış bomba gibi olmuştu. Koştu, oynadı, keşfetti, diğer masalara şirinlikler yaptı. Dönüşte koruda ve üsküdar sahilinde gezdik. Balık tutan amcalara, boğazdan geçen vapurlara baktık, sahildeki parkta oynadık. Ve beklenen vapur seyahatinden sonra yorucu ama güzel günü tamamladık.


Metrobüste babakucağında uyurken


Düğünde koştururuken


Koruda çiçek kokluyor


Sahilde geçen gemileri saymaca

Diş Randevumuz


Yaklaşık son 3 aydır baldanadamın dişlerinde siyah lekeler oluşmaya başladı. Dişlerin diş etiyle birleştiği yerlerde bakteri plağı gibi gözüküyordu. Doktoru ile paylaştığımda antibiyotikten kaynaklanmış olabileceğini ve önemli olmadığını söylemişti. Çok fazla antibiyotik kullandık sayılmaz ama yinede bir kere alerji olduğu için bende antibiyotikten olduğunu kabullenmiştim. Yeni çıkan dişlerde de siyahlık oluşmaya başlayınca artık bir diş doktoruyla görüşmeliyiz diye düşündüm.

0-14 yaş gurubu arası çoçuklara bakan diş doktorlarına pedodontist deniliyormuş. Yıldızdaki Dendistanbulda pedodontist olduğu için oradan aldım randevuyu. Bekleme odası ve muayenehanesi çoçuklara özel tasarlanmış. Dişçi kokusu olan minikler için ideal bir ortam. Baldanadam bile muayene bittikten sonra ayrılmak istemedi. Oğluş çok küçük olduğu için kısa bir muayene uzun bir görüşme tarzında geçti randevumuz. Doktor teyzemiz bu siyahlığın tükürük yapısında kaynaklı olabileceğini, hiç bir zararının olmadığını söyledi. Dişleri korumak için gece beslenmesi yapılmamasının ve günde bir kere fırça yada temiz bir bezle silinmesinin yeterli olduğunu söyledi. 3 yaşı geçip tükürmeyi öğrendikten sonra macunda kullanabilirmişiz.

Lekeler kalıcı dişler gelene kadar kalmak zorunda da değilmiş biraz büyüyüp dişçi koltuğunda oturabilecek yaşa geldiğinde bu lekeler temizlenebiliyormuş. İşin estetik kısmını çok önemsemesekte 3-4 yaşına geldiğinde lekelerden kurtulmayı deneyeyebiliriz.

18 Haziran 2009 Perşembe

Baldanamla yürümek


Merak merak merak. Oğlumu bu kelimeyle tarif edebilirim. Her ayrıntıyı her değişikliği inceliyor, dokunuyor. Onunla yolda yürümek isterseniz her 30 saniyede bir durup bir şeyleri incelemesini, size göstermesini beklemek zorundasınız. Artık arabasını çok nadir kullanıyoruz. Arabayla gezerken bu merak duygusunu tatmin edemediğini anladım, sadece seyretmekle yetiniyormuş.

Çok acil bir işimiz varsa kucağıma alıyorum. Onun haricinde baldanadamın hızına ayak uydurup onunlar birlikte çevreyi tekrar keşfederek yürüyoruz. Caddenin başından evimize giden 10 dakikalık yolu yaklaşık bir-bir buçuk saatte alıyoruz. Baldanadam bütün dükkanların vitrinlerini inceliyor eğer izin verirsem içlerine de giriyor tabi. Nalbur, kuyumcu ve oyuncakçı en çok sevdiklerinden. Tabi kuruyemişçiyi de unutmamalı dükkanın önüne koyduğu 5 lt lik su şişelerini her seferinde kaldırmayı deniyor. Henüz kaldırmayı başaramadı ama ağır kelimesini ve manasını öğrendi. Artık bir şeyi kaldıramazsın diyince ağır diyor :)

Markete gezilerimiz çok daha renkli. Hemen onun sürebileceği boyda market arabasını eline veriyorum yoksa anında her yeri karıştırmaya başlıyor. Aklına esen şeyleri (ki bunlar genelde renkli paketlerde ve çoçukların ulaşacağı yerlerdeki abur cuburlar oluyor) sepete atıveriyor. Her seferinde bunları almıyoruz zararlı diyip geri yerine koyuyorum yada koyduruyorum. Alacağımız şeylere boyu yetişiyorsa ona aldırıyorum. Bir tane almakla yetinmeyip hemen "daha" diyor. Elini attığı şeylerin isimlerini söyleyip yerine geri koyuyorum. Meyve ve sebzeleri birlikte seçiyoruz. Aldığımız şeyleri kasaya o koyuyor, benim yardımımla tabi.


Baldanadamla gezmek çok yorucu ama bir o kadar eğlenceli. Etrafı keşfetmek, insanlara iletişime girmek hiç bir pahalı oyuncağın kazandıramayacağı bir deneyim sağlıyor ona. Artık mahallenin tüm çoçukları tanıyor, çağırıyorlar onu. O yüzden her fırsatta attalardayız...

Bu haftaki oyunlarımız


Evet geçen cumarteside oyun gurubumuz bir araya geldi. Bu hafta kuzularla bir kaç değişik oyun oynadık. Bir kısmını planlamıştık bazılarıda doğaçlama olarak gerçekleşti.

Baloncuk yakalama :Ben yükseğe cıktım ve kuzulara baloncuk urettim. Elleri havada yakalayıp patlatmaya çalıştılar.

Fincanlığa halka takma: Gayet başarılıydılar. Bu oyun belki renklerine göre ayırma şekline dönüştürülebilir.

Delikli mutfak malzemelerine çubuk sokma: Büyük delikli tuzluk ve makarna süzgecine pamuklarını çıkardığımız plastik kulak temizleme çubuklarından attılar. Bu oyunda çok basit geldi bizimkilere. Küçük kas gelişimleri iyi maşallah.

Boncuklu ipi sallama: Doğaçlama bir oyun oldu. Masanın üzerinde duran boncuklu ipi evde oynadığı tespihlere benzetti Baladanadam. İp uzundu. İki ucundan bücürlere tutturduk ve müzik eşliğinde karşılıklı salladılar. Bu oyun epey vakitlerin aldı.

Ve yine tabiki kutu kutu pense ve ortalarda duran oyuncaklarla oynama seansı oldu. Aralarında ufak paylaşım sorunları da oldu. İşleri sırayla yapma, birbirini bekleme hususunda henüz tam ikna olmuş değiller. Zamanla bunada alışmalarını umuyoruz.

Bu sefer fotoğraf yok. Ben çekmedim. Diğer fotoğraflarda elime geçmedi. Zaten kuzuların peşinde koşmaktan çok fazla da çekememiştik.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Emzik bıraktırma denemesi


Bu haftasonu şu emzikten bir kurtulalım dedik. Cuma akşamından emziği hurdacının gelip aldığını baldanadama bildirdik. (Baldanadam geçen çarşamba ilk defa bir hurdacı görmüştü ve eski bir bisikletin ona verildiğini birlikte izlemiştik. Bende bir yandan hurdacının evimizdeki eski eşyaları aldığını ona anlatmıştım)

O akşam biraz geç de olsa emzik istemeden uyudu. Bu bizi ertesi gün için ümitlendirmişti. Sabah oyun gurubu buluşmamıza gittik. Yollarda gezdik, parka uğradık. Eve geldiğimizde saat 14:30'u bulmuştu. İyice yorulan baldanadamın kolaylıkla uyuyacağını düşünmüştüm. Biraz mama yedikten sonra. Hadi artık uyuyalım dedim. Zaten gözündende uyku akıyordu ama bu sefer emziği istemeye başladı. Uykusuzluk, yorgunluk eklenince iyice laçkalaşan sinirleri ile bir anne bir baba bir emme diye bağırıp ağlamaya başladı :( biraz battaniyede sallayalım teklifime babişko önce itiraz etsede kuzunun bağrış çığrışlarına dayanamayarak kabul etti. Çok yorgun olduğu için hemen uyuyacağını sanmıştım. Ama oda ne kuzu battaniyede gülücükler saçıp bizi de güldürmek için oyunlar yapmaya başladı. Sallamayı kesince de çılgın gibi ağlamaya başladı yine. Baktık olacak gibi değil uyutmayalım dışarı çıkalım dedik akşam iyice uykusuz olacağı için sızıp kalır herhalde diye düşündük.

Dışarıda sakinleşti iyice, normal haline döndü. Uykusu da açıldı. Gel gelelim akşama doğru sinirer yine tavan yaptı. Artık uykusuzluğa dayanacak hali kalmamıştı. İkinci uyutma denemesi ilkini mumla arattı bize. Ben artık su koyuverdim. Daha 18 aylık, hem zaten sadece uyumak için takıyor, yeterli araştırma yapmadım, park yatağı burda olsa en azından sallardık, biraz daha erteleyelim daha hazırlıklı başlayalım telkinlerime kuzunun çığlıkları karışınca babişkoda ikna oldu. Hurdacı geri getirmiş dedik verdik emmesini. Uyudu hemen tabi hemde akşam yemeği yemeden.

İlk denememiz böylelikle hüsranla sonuçlandı malesef. Bu konuda gerçekten biraz daha araştırma yapmalıyım. Umarım hem onu hem bizi üzmeyen bir yöntem bulabilirim.

14 Haziran 2009 Pazar

Uyku arkadaşımız Panda Pamuk


Doğduğundan beri baldanadamı çeşitli şekillerde uyuttuk. İlk metodumuz emerken anne kucağında uyuma metoduydu hatta öyleki kucağımdan yatağa koymak mümkün olmuyordu. Bu ilk bir iki aylik dönemde emziğe aliştirarak baldanadamı yatağında uykuya devam etmek konusunda ikna edebilmiştik. Park yatağında sallama, hasta olduğu bir dönemden kalma olarak battaniyede sallama (neyseki uzun sürmedi) ve en uzun süren dönemimiz yatakta birlikte yatıp bir süre oyun ve hatta kudurma sonrası sızma... Son bir kaç aydır odasında yatağında uyuyor ve yanında sadece babasını istiyor, eğer oyun oynamaya devam edeceğimize inanıyorsa arada beni de çağırıyor.

Onu uyumaya ikna etmek ve uyutmak için gerçekten zorlanıyoruz. Sonunda sızarak uyuyor her seferinde. Akşamları onu heyecanladıracak oyunlar oynamamaya gayret etsekte çoğu zaman özlemin de etkisiyle saat 10 da hepbirlikte top oynarken buluveriyoruz kendimizi. Haliyle çoçuk oyunu bırakıpda uyumaya ikna olmuyor.

Anneannesinin evinde bir uyku arkadaşı var. Orada hiç zorlanmadan gunduz uykusunu uyuyormuş. Uykusu geldiğinde park yatağına kendi girip, emziğini ağzına koyup Bıdığını kucaklayarak uyuya dalıyormuş. Bizim evde ise uyku nesneliği görevini üzün süredir babamız üstlenmişti. Bu kutsal görevden onu kurtarma planlarımı ancak bu hafta sonu gerçekleştirebildim. Mahallemizin bakkalının önünden her geçişte görüğü(dondurma dolabı) ve mandaaa diye tek tek hepsini sevdiği pandaların peluş olanlarından bulduk ve aldık. Ve bingoo...Dün gece padasına sarılıp yattı. Ben de uyuyana kadar yanındaydım tabi. Bir iki kere babasını çağırır gibi yapsada duyamamzlıkdan gelerek yeni bestemi söylemeye devam ettim.

" İyi geceler panda ve ...
Sarılıp uyuyalımmm
Sabaha buluşalımm

İyi geceler panda ve ...
Sarılıp uyuyalımmm
Rüyalara dalalımmm. "

Uyuyana kadar sağa sola her dönüşünde sarılmak için pandasını da döndüğü tarafa çekti. Hatta yüzüstü yatarken bir kolunu pandanın üstüne atarak kucaklama işlemine devam etti. Sabah uyandığında Pandayı yanında gördüğündeki gülümsemesi ve Pandaaa diyişiyse süperdi. İlk denememizde başarıyı yakaladık umarım istikrarı sağlayıp babişkomuzu esir olmaktan kurtarabiliriz.

11 Haziran 2009 Perşembe

Elmalı İrmik Tatlısı



Geçende yazarım dediğim tarifin sırası geldi. Aysun sütümüzde geldi dün. Mis gibi sütle bir sütlü tatlı yapma vaktidir.
Mazemeler:
1 lt süt
9 yemek kaşığı irmik
11 yemek kaşığı şeker
1-2 kaşık tereyağı
1 paket vanilya
1 adet elma
Dövülmüş ceviz
5-6 tane ezilmiş pötibör bisküvi
Tarçın

Yapılışı
Süte irmik ve şekeri koyup pişiriyoruz. Koyulaşınca vanilya ve tereyağını ekliyoruz.
Elmayı rendeleyip hafif tavada çeviriyoruz. İçine dözülmüş ceviz, tarçın, ve pötibör bisküvi kırıkları koyuyoruz. Miktarları ben gözkararı koyuyorum. Elmanın sulu kıvamının gitmesi icin 5-6 tane pötibor benim için yeterli oluyor.
İrmikli muhallebi sıcakken, yayvan bir kaba yarısını boşaltıryorum. Üstüne elmalı içi yerleştiriyorum. Kalan muhallebiyide üstüne döküyorum tekrar. Üstünü süslemek hayal gücüne kalmış. Soğutup dilimleyerek servis ediyoruz. Baldandam bu tatlıya bayılıyor. Benim yediğimden daha fazla yiyor nerdeyse...

Not: Resim yine alıntı ama aynı bu şekil bir şey oluyor. Evde baldanadam haricinde hiçbir şeyin resmini çekmek aklıma gelmiyor.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Tuvalet eğitimi



Baldanadamım henuz 18 aylık oldu. Tuvalet eğitimi için zamanlamayı uzun süredir düşünüyorum. Hazır bezlerin erkek çoçuklar için zararlı olduğunu bildiğimden çok hevesliyim hatta. Fakat oğlumda bu eğitime hazır oldunu gösteren bir belirti olmadığından hiç bir girişimde bulunmadım. Altı kirlendiği zaman haber veriyor ama sadece yaptıktan sonra. Eğer çok keyifli bir oyun içindeyse haber de vermiyor. Haber vermediği gibi gel oğlum popomuzu temizleyelim dediğimde başını iki yana hızlı hızlı sallayıp reddediyor. Merdiven inip çıkmayı da bizden yardım almadan yapamıyor henüz zaten. Bende sadece işin psikolojik hazırlık kısmı ile ilgilenmekle yatiniyorum. Tuvalete girip çıkarken neden orda olduğumu anlatıyorum. Kendisinin de ilerde orayı kullanacağını söylüyorum. Kaydırak yayınlarının bez kitabı Küçük Ayşe Evde kitabında banyo sayfasında ayşeyi tuvalete oturtup çiş yaptırıyorum :) Baldanadamda artık kitabı eline alınca ayşeyi doğru tuvalete koşturuyor :)


Ayse minik oyuncak bir kız sayfalar arasında gezinebiliyor...


Geçen haftasonu ise daha somut bir adım olarak oturak aldım. Baldanadam inceledi ama oturmadı ben teşfik etsemde pek istekli gözükmedi bende zorlamadım. Şimdi öyle gözünün önünde duruyor sadece. Başarısız denemeler yapıp onu soğutmak istemiyorum. O yüzden bizim tuvalet eğitimimiz sadece benim gözleme çalışmalarımdan oluşuyor sadece. Hazır bezlerin bez bölgesideki sıcaklığı 1-5 derece arasınada yükseltmesi olmasa ben halimizden memnunum aslında. Hele parkta, sokakta çişim geldi diye annelerini paniklere gark eden minikleri görünce bu günleri arayacağımızı düşünüyorum.

9 Haziran 2009 Salı

Baldanadamın Dilinden


Pudaeng:Puding
Matugaa:Matruska
Pede:Perde
Baağdak:Bardak
Dağ:Dağ
Ta:Taş
Daha:Daha
Vatia!?!:Vantilatör (yazıya geçirilebilecek bir telafuz değil)
Tira:Kiraz
Ahbil:Akbil
Bittiii:Bitti
Aççı:Acı
Fırsa:Fırça
Boaa:Boya
Manda:Panda
Kapak:Kapak
Açı:Acı(Tadını begenmediği her şey için söyleniyor)

Bu aralar hızlı bir şekilde kelimeleri söylemeye başladı bizi şaşırtıyor. Artık yeni söylediği kelimeleri aklımda tutamıyorum

Hamurlu oyun zamanı




Artık oyun gurubumuzda çoçukların birlikte yapabileceği bir aktivite yapmaya başladık. Bu haftanın aktivitesi hamur yapımı ve şekillendirilmesi oldu. Kuzuların önüne ufak tekneler koyduk. Un döküp incelemelerini bekledik. Daha sonra su, az yağ ve tuz ekleyip önce onlara karıştırdık. Sonra biz hamruları yoğurduk ellerine verdik. Küçük teknelerini ters çevirip masa yaptılar. Bir adet küçük merdaneyi sırayla kullanarak hamurları açtılar. Kurabiye kalıpları ile de hamurdan parçalar çıkartmaya çalıştılar. Elimizle hamuru yuvarlama denemeleri yaptık. İlgi sureleri kısa ama sanırım 15-20 dakika boyunca hamurlarla oynayabildik.

Birbirlerine alıştıkça iletişimleri de artmaya başladı. Birbirlerini gıdıklama hareketleri yapıp güldüler. Çok ama çok tatlılardı. Top hariç oyuncak paylaşmada hiç sorun çıkarmadılar. Topu ikisi birden isteyince karşılıklı bağrışmalar başladı. Sonuçta bu da bir iletişim ve paylaşamadıkları şeyin ortadan kaltığını görmüş oldular.

Oyun gurubu oluşturabilmek gerçekten benim için çok önemliydi ve bunun ne kadar güzel bir fikir olduğunu şimdi daha iyi görebiliyorum. Umarım arkadaşlıkları uzun yıllar sürer...







7 Haziran 2009 Pazar

İkea



Uzun süredir baldanadama masa sandalye almak için İkea ya gitme planlarımız vardı. Dün daha fazla ertelemeden gidelim dedik. Doğrusu çocuklar için çok eğlenceli bir ortam baldanadam nereye koşacağını şaşırdı. Öğlen uykusunu atlamış olmasına rağmen oyucakların cazibesiyle hiç hırçınlık yapmadı.


Abi ile eşleştirme oynuyorlar.


Parmak boyama. Baldanadam renklerin üstüne sırayla basıp sonuna gelince bittiii diyor...


Sallanan geyik. Pek sevmedi hemen inmek istedi. Belkide ortağığı karıştırmayı tercih ettiğinden tam emin olamadım.


Şekilleri yerleştirmece...

Eve gelince baldandam babasıyla masayı kurdu. Odasına yerleştirdik. Yavrum gözünden uyku akmasına rağmen hevesle masada oturmak için ısrar etti. Zar zor da olsa sonunda uyudu. Herhalde bügün uykusuzluğun acısını çıkarır. Genlede haftasonu böyle oluyor. Pazartesi hepimiz için dinlenme zamanı :)

Pudingçi


Baldanadamı bilgisayar isteğinden alıkoyacak bir şey oldu sonunda:) Geçen akşam babası bilgisayarda otururken yine yanında bitivermiş. Beni kucağına al diye mızıklarken babası koş oğlum annen sana puding yapacakmış diyince pudaengg diyerek bir koşması vardıki mutfağa görülmeye değer.

Hem pudinge bu kadar sevinmesine, hemde ilk defa defa puding demesine oldukça şaşırdık. Sabırsız kuzum pudingin hazır olduğunu sandığı için ellerini sallayarak pudaenng demeye devam etti. Oğlum daha hazır değil pişireceğiz diyince biraz hayal kırıklığına uğradı tabi ama motivasyonunu kaybetmedi. Pudingin tüm pişme aşamalarında bana eşlik edip daha sıcakken üfleye üfleye pudingini yedi.

Bu arada puding hazır değil. Aysun hanımın nefis sütüyle kendi ellerimle kuzuma pişiriyorum. Tarifi daha önce şurada yayınlamıştım. Bu sefer için dövülmüş ceviz de koydum, un olarakta tam buğday unu kullandım. Her hafta Aysun sütünden bir sütlü tatlı yapmaya çalışıyorum. Baldanadamın favorisi puding ve elmalı irmik tatlısı. Onunda tarifini yazarım bir ara...

3 Haziran 2009 Çarşamba

Maatuugaaaa


Salı akşamı işten eve dönerken yerde açılmış bir tezgahta matruşka gördüm. Uzun süredir almak aklımdaydı. Tahtadan yapılmış olduğunu görünce sevinerek aldım ve çantama attım. Yolda, baldanadamın çantamı açıpta bu yeni şeyi gördüğünde vereceği tepkiyi merak ettim . Baldanadam işten eve geldiğimde çantamı şöyle bir kolaçan ediyor. Hayır her akşam değişik bir şeyler alıp işe gitmenin suçluluğunu hafifletmek gibi bir stratejim yok ama baldanadam çantamdaki ıvır zıvırları karıştırmayı çok seviyor. Çantamı açıpta matruşkayı görünce bana bir baktı önce, açtıkça içinden bir tane daha çıkmasına bayağı şaşırdı. O akşam ve dün bayağı oyalandı onlarla. Matruşkaları büyüklük küçüklük kavramını öğretmek için kullanmayı düşünüyorum. Yazının başlığıda matruşkanın baldanadamın dilinden telafuzu. Ne ile oynuyorsun olum?
-Matuugaa
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam