31 Ocak 2010 Pazar

İlk tiyatro deneyimimiz

Geçen sezondaki saat karışıklığımız yüzünden kaçırdığımız küçük kara balık oyununa dün oyun gurubu arkadaşlarımız Ceyda ve Ceylinle birlikte gittik. Kuzular oyuna beklediğimizden daha çok ilgi gösterdiler. Artık rahatlıkla başka oyunlarada gidebiliriz sanıyorum.

Oyun bitmiş artık çıkarken.Fotoğraf çekmek aklıma ancak geldi.


Kuzular çuf çuf trene bindiler.


Gülümseyin dediğimde kızların hali :) bizimkide oralı değil suyunu içmeye çalışıyor.


Herbiri bir yan dağılan kuzuları bir arada tutma çabası.

Baldanadama oyunu beğenip beğenmediğini sordum. Hala herşeye muhalefet olduğu ve olumsuz cevaplar revaçta olduğundan önce beğenmedim dedi. O zaman bir daha gitmeyiz diyince, yoo gidelim dedi. Hani beğenmemiştin diye sordum tabi. Ancak o zaman beğendim beğendim diye onayladı minik sıpa. Bu olumsuzluk hali ne kadar sürecek merak ediyorum doğrusu. Herşeyi tersinden sormak zorunda kalıyoruz. Bunu yapacakmısın diye sorsan cevap hemen hayır. Bunu yapmıcakmısın diye soruyoruzki bize muhalefetlikten yapıcam diyor :)

28 Ocak 2010 Perşembe

Sanat ve Bilim


Çimlenmeye bırakılmış nohutlarımız.
Pamukları kendisi yerleştirdi. Nohutları tek tek koydu. Üzerine ince tabaka pamuğu ben koydum ve suyunuda kendi döktü.


Kesme yapıştırma ağacımız.
Ağacın yuvarkağını kuzucuk, govdesini ben çizdim. Kağıtları birlikte kırpıştırdık. Yapıştırma işini kuzucuk yaptı

25 Ocak 2010 Pazartesi

Kısa Kısa


Parmak boyası aktivitesi son haftanın gözdesi. Uzunca bir süre yapmamıştık. Tekrar hatrlayınca suyunu çıkarmaya başladı. Yinede hakkını yemeyeyim uzun süre oyalayan bir aktivite tabi gözünü ayırmamka şartıyla.


Buz gibi havada küçük halayla salıncak keyfi. Üniversite öğrencisi halacığımız sömestır tatilini fırsat bilip yanımıza geldi. İki kafadar çok eğleniyorlar :)



Tamir delisi oğluşa babacığının kendi alet kutusunun yakasını bırakması için aldığı son hediyesi. Çok sevdi kimseyle paylaşmıyor. Hangi parçasını elimize alsak o ban lazım diyip elimziden geri alıyor.



Buda sandalye üzeindeki denemeleri

22 Ocak 2010 Cuma

Büyük Adim


İnsanlik için küçük baldanadam için büyük bir adim bugün atildi. Minik bebeğim bugün ilk defa klozete çişini yapti. Sabah kendi tuvalate gidelim deyince ki bu da ilk defa oluyor fırsatı kaçırmayalım dedim. Gittik oturduk biraz sonra sıkıldı kalktı. Tabi bez takmadım. Kahvaltıdan sonra hatırlattım tuvalete gidelimmi diye yine tamam dedi. Oturduk çok geçmeden anne bişiyy oluyoo diye bağırdı. Çoçuk bez olmayınca çiş yaptığını anca hissetti herhalde. Hemen abartılı bir sevinç gösterisi yaptım gururlandı. Hemen kalktı sifonu çekicem dedi. Sonra babaya telefonda haber verdik. Ben bu başarının ardından şansımı zorlayarak yine bez takmadım. Arada arada soruyorum tabi. Ama bu sefer oyuna dalmış yumurcağım yatak odasının parkelerinin üzerinde minik bir göl yaptı. Ben bişey yaptım buraya diye haber verince gördüm minik gölü. Üzülmesin diye olur böyle şeyler gel üzerini temizleyelim dedim. Sonrada orayı temzileriz dedim. Ben sileyim dedi. Hiç bir dağınıklığını kendi isteğiyle toplamayan minik adamım utandı sanırım. Kıyamıcaktım ama kendi temizlerse belki bir dahaki sefere aklında kalır diye verdim eline bezi. Bu kazadan sonra bez taktım ama oğlum kilotlar kirlenmiş kalmamış o yüzden şimdilik bez takalım sonra ben sana bir sürü alıcam hep onları giyicez tamammı diyerek güvenini sarsmamaya çalıştım. Havalar soğuk gidiyor ben bu şekilde bahara kadar gitmeyi düşünüyordum ama baldanadamım da ilk defa işaretler vermeye başladı kararsızım!

20 Ocak 2010 Çarşamba

Zeyneb için






Evlenmeden önce bir ara uğraştığım karakalem çalışmalarımdan örnekler. Annemin evinde çatı arasında kalmışlardı. Oradaki tadilat sırasında ortaya çıkınca Zeyneb'e vediğim söz geldi aklıma ve hemen el koydum resimlere. Zeyneb'cim ancak bir kaç tanesini ekleyebildim. Fotolarda kötü çıkmış ama idare et.

Bal-Log

Öğlen uykusuna yatırılmış kuzu olayı sabote etmek için muzurluk peşinde...
Bal: Ben sana küstüm
Anne: Neden küstün oğlum?
Bal: Ben sana küstüm (eller yüze kapanır)
Anne: Ama neden küstün oğlum?
Bal:...
Anne: Gel en iyisi şimdi uyuyalım sonra barışırız
Bal: Ben sana küstüm
Anne:İyi bende sana küstüm o zaman
Bal: Ama sen bana küsme ben üzülürüm...

Anne Sofrada kaşığı tabağa kırarcasına vururken tabağı önünden alır.
Bal: Ama anne neden böyle yapıyosuuunnkiii(Acıklı bir ses tonu ve yüz ifadesiyle beraber)

Anne: Oğlum hadi artık uyku saatii
Bal: Ben daha oyun oynuyorum
Anne: Yarın devam edersin
Bal: Ama oyunum bitmediii
(diyalog ikna çabalarıyla sürer gider en sonunda)
Bal: Tamam ben pijamamı giyip de geleyim...
(Tabiki pijamasını giyip gelmek diye bişey yok maksat sadece zaman kazanmak)

Acaba,galiba,belki, vb. kelimeleri yerli yerine kullanmaya başladı. Cümle içine ilk duyduğumuzda şaşırmıştık şimdi kulaklarımız aşina oldu. Gün içinde bir sürü enteresan diyaloğa giriyoruz artık ama aklımda tutamıyorum çoğunu. Kendi dilini gayet iyi kullanmaya başladı artık 2. bir dil için neler yapabilirimi araştırmaya başlayacağım. Konu hakkında tecrübesi yada fikri olan varsa yorum bekliyorum.

18 Ocak 2010 Pazartesi

BEO:Kütüphane

Bu haftanın etkinliği bizim evdeki etkinlikle denk gelince eklemek şart oldu. Babişkomuzun eve getirdiği uygun boyutlu kartonu bulunca bundan ne yapsak diye düşündüm biraz. Araba yapacaktım ama karton çokta geniş değildi. Yine babşkomuzun tavsiyesiyle kitaplık yapmaya karar verdik. Ben parçaları kestim baldanadamla birlikte yapıştırdık. Kendisi kitaplarını elleriyle yerleştirdi. Dolabının alt rafı da boş kalınca orayada kaldırdığımız oyuncaklarından yerleştirdi. Kitaplığımızın falza uzun dayanacağını sanmıyorum ama şimdilik idare ediyor. Baldanadama kitap okuyalım diyince "Ben kitaplıktan alıyımda geleyim" diyor.

Aslında bugünde mahallemizin kütüphanesine üye olmak için baldanadamla bir kütüphane ziyareti yapmayı düşünüyordum ama hava çok soğuk ve rüzgarlı. Havanın daha uygun olduğu bir güne erteleyeceğim sanırım.

16 Ocak 2010 Cumartesi

Anne-Baba okulundan notlar

Yengemin çalıştığı kolejde ana-baba okulu adı altında bir dizi seminer verilmeye başlandı velilere. Bende akraba kontenjanından dahil oldum. Bu ayki konuk Prof. Nevzat Tarhan'dı. Aklımda kalanları kısa kısa aktarmaya çalıştım aşağıdaki notlarla. Genelde bildiğimiz şeyler ama pekiştirmek de güzel olur sanırım.

* Çoçukla hiçbir zaman inatlaşmayın. Kaybeden hep siz olursunuz. Üstelik çoçukda sadece hırçınlaşmayı öğrenir.
* Çoçuklara seçenekler sunun. İşler hem sizin kontrolunüzde olsun hem de çoçuk kendi karara mudahil olduğu için mutlu olsun.
* Her türlü bağımlılığın ana sebebi zayıf aile bağlarıdır.Bilgisayarı yada TV yi tamamen yasaklamak asla çözüm getirmez. Kontrollu kullanımı sağlanmak zorunda.
* Çocuklara sebat eğitimi verilmelidir. Her istediğini anında yapmak bir çoçuğa yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.Çoçuk beklemesini, istediği bir şeyi almak için çaba göstermesini öğrenmelidir.
* Aşırı koruyucu müdahalaeci anne tipinin davranışları ona ergenlikte nefret olarak geri döner.
* Şiddet görüntüleri vs. çoçuğu direk şiddete yöneltmez. Burada asıl olan gerçek yaşam modelleridir. Kötü bir filmi birlikte seyredip neyin yanlış olduğu tartışılabilir.(Bizim yaş gurubu çoçuklardan bahsetmiyor tabiki)
* Çoçuklara özgüven aşılayayım derken onları bencil ve kibirli yapmayın.
* Özgüven sahibi olmak için küçük başarılara ihtiyaç vardır. Çoçuğun başarılarını kişiliğine maletmeyin. Kendini değil çabalarını övün.
* Disiplin kar gibi olmalıdır yavaş yavaş yağarsa tutar.
* Sevgisiz disiplin çoçuğu kişiliğine göre isyankar yada tembel yapar. Disiplinsiz sevgi ise çoçuğu şımarık bencil yapar. Sevgi ve disiplinin ikiside yoksa bu sahipsiz çoçuk demektir. Sevgi ve disiplini verirken dengeyi korumak gerekir.
* Çoçuğa birşey için hayır derken mutlaka sebepleri açıklanmalıdır.
* Çoçuğun çaba göstermesine fırsat vermeden her an yardımına koşmak çok kötü bir annelik pratiğidir.
* Aşırı titiz kontrollü annelerin çoçuklarında yeme problemleri görülebilir.

* Hiperaktvite ile ilgili çok konuşuldu. Sanırım bir çok velinin bu konuda problemleri var. Nevzat Tarhan hiperaktivitenin beyinle ilgili son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda yeni tanımlanan bir hastalık olduğunu özellikle belirtti. Yani bunu hastalık kabul etmemenin, tanısını koymamanın tedaviyi geçiktiren yada ihmal ettirren bir haksızlık olduğunu söyledi. Yanlız tanı koymada yetersizlikler olduğunu da söyledi. Gevşek disiplinle yetişmiş, şımarık kabul edilen çoçuklara da bu tanı konularak gereksiz ilaç kullanımı yapılıyor dedi.
Tanı koyarken 3 şeye dikat ediliyor dedi. Çoçuk yerinde duramaz. Eli dursa ayağı hareket eder. Dürtüseldir hareketlerin sonucunu önceden hesaplamaz. Üçüncüsünü şimdi hatırlayamıyorum malesef. Yanlız teşhis koyarkende yaş guruplarına göre bilgisayar programlarındanda yararlandıklarını söyledi.
Hiperaktivitenin tedavisinde ilaç aslında tedavi edici öğe değilmiş. Tek başına ilaç veriliyorsa bu da çok büyük bir yanlıştır dedi. İlaç sadece beynin ön bölgesindeki eksik salgılanan hormonu tamamlıyormuş. Çoçuk ilaçla tedavi olurken bir yandanda dikkat eğitimi almalı dedi. Bazı bilgisayar programları vs. varmış. Eğer çoçuk okul çağındaysa birebir öğretmenle çalışmalıymış. Beyin ilacın etkisindeyken çoçuk bu dikkat eğitimi sayensinde beynin ön bölsegini çalıştırabiliyor ve orada sinir bağlarının kurulması sağlanıyormuş. Böylece ilaç kesildiğinde oluşan bağlar sayesinde çoçuk ders çalışmayı öğrenmiş oluyormuş. Kısa süreli bir tedavi olmalıymış. İlacın kalp ritmi le ilgili yanetkileri varmış. Çoçuk bu açıdan takip edilmeli dedi. Birde bu çoçukların tamamen kuzu gibi olmaları beklenmemelidir dedi. Millet olarak hiperaktiviteye yatkın olduğumzu, genlerimizde böyle bir yatkınlık olabileceğinide söyledi.

14 Ocak 2010 Perşembe

Yeni Ödülüm




Sevgili Filiz namıdeğer suinci bana üstte gördüğünüz blog dostluğu ödülünü göndermiş. Kendisine buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Sanal olsada benzer tecrübeleri yaşayıp, benzer hisleri paylaşan böyle güzel bir anne topluluğuyla arkadaş olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. İyiki bloger olmuşum. Tekrar teşekkürler Filizcim.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Ceydoşun ziyareti

Dün şeker arkadaşımız Ceyda baldanadamla oynamaya geldi. Bayağıdır görüşmediklerindenmi bilmiyorum baldanadam oyuncaklarına karşı daha fazla sahipleniciydi. Hatta bir kere Ceyda'yı itti bile :( Bu aralar Baldanadamda bu tur sertlik ve kıskançlık davranışları arttı malesef.

Nurdan Ceyda ile ilgili sendrom problemlerini doktorla danışmış. Bizde benzerlerini yaşadığımız için benim içinde çok önemli bir tavsiye oldu.Ne olduğunu hemen söyliyeyim. Her istediğini yapmak. İstisnalar sadece güvenlik tehlikeye girdiği zaman oluyor. Aslında temel mantık çoçuğun kişiliğini ezmemek ben büyüğüm benim dediğim olacak noktasına gelmemek. Bu arada bu 2 yaş dönemi ne kadar sakin atlatılırsa ergenlikte o kadar rahat geçiyormuş. Kuzularla fazla çatışmadan bu dönemi atlatanlara müjdeler olsun...

Süprizzz

2 yıllık vicdan azabım şimdilik sona erdi. Yıllık izinlerimi artık hafta içi kullanamamamın üstüne birde zam konusunda anlaşmazlık eklenince kürkçü dükkanımdan evime taşındım temelli:)

Parası bol çalışma saatleri az işlere talibim :) kafama göre birşey bulamazsam kendime evde 2. meşguliyeti çıkarmaya niyetliyim. Hayırlısı bakalım...

5 Ocak 2010 Salı

Son durum

Çok şükür kuzucuğum toparladı biraz. Bulantı ve ishal bitti. İştahsızlık devam ediyor. Doktor zaten hafif şeylerden oluşan bir liste verdi. Akşamı pirinç lapası ve haşlanmış tavuktan oluşan menüden az yiyince çubuk kraker yemesine izin verdim.

Akşamın çoğunu legolardan yaptığımız evle oynayarak ve kitap okuyarak geçirdik.Bir önceki gün gibi huysuzluk huzursuzluk belirtisi göstermedi hatta uyumamak için numaralar bile yaptı yine ama gece bir kaç kere ağlayarak uyandı. Karnının ağrıdığını düşündük, neresinin ağrıdığını söylemedi. Saat 3 den sonra sanırım kesintisiz uyudu. Biz sabah çıkana kadar hala uyuyordu.

Birazda dün geceden inciler yazarak bitireyim yazımı.

-Yaz olucakk. Silivriye gitcezz. Annee, babaa, Dedişko, ömüşkooo, annenee,anneanne dedenin yanına oturacakk(burada arabadaki oturma düzeninden bahsediyor),pandaaa,yumoşşş gelcekk....

4 Ocak 2010 Pazartesi

Oluş hasta oldu :(


Güzel tatilimizin dönüşü kötü oldu. Oğluş hasta.Dün bulantı ve biraz da ishal vardı. Gece ateşi 38'e kadar çıktı. Sabaha ateşi düştü ishal ve bulantı da şu saate kadar devam etmemiş şükür. Anneannesiyle dedesi bugün kontrole götürecekler.Onlar olmasa ne yapardık bilemiyorum.
Sabah gelirken eşimle aramızda konuşuyorduk keşke kuzular hiç hasta olmasa, onların yerine biz hasta olsak. Bağışıklığıda öpücükle onlara geçirsek diye ama malesef öyle olmuyor. Hasta olmadan büyümüyorlar...

3 Ocak 2010 Pazar

Minik tatil

Perşembe akşamı işten geldiğimizde annanne ile dedeyi yazlığa gitmek için hazırlanırken bulduk. Bizde onlara katılmaya karar verince minik ama neşeli bir tatil yapmış olduk.
Perşembe gecesi yolda uyuyan kuzu hiç uyandırılmadan yatağına bırakıldı. Gece uyanıpta yattığı yeri tanıyamayınca evimize gidelim diye biraz tuttursada kendisini ikna etmeyi başarabildik.
Hava biraz soğuktu ama güneşi gördüğümüz her an bahçeye çıktık etrafta gezdik. Baldanadam komşu çocuklarıyla oynadı. Misafirliklere gitti. Artık temiz havadanmı,koşup oynamaktanmı bilmem öğlen uykusuna yatınca kalkamadı bir türlü kuzu. Gece bizi uyutmaz diye biz uyandırmak zorunda kaldık her seferinde.

Annişkonun emektar oyuncakları. Baldanadamın favorisi pembe ayıcık yumoş.


Gezintiye çıkmış bir baldanadam. Arkamdan annem geliyormu diye bakmıyor bile. Bakkala diye evden çıktık bütün mahalleyi gezdik.


Küçük bahçıvan. Önce bakımsız kalan bahçenin yaprakları tırmıkla temizledi. sonra yaprakları kovalara doldurulup çöpe attı.
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam