26 Nisan 2010 Pazartesi

Baldanadamdan inciler ve 23 Nisan

Bütün kuzucukların 23 nisanını biraz gecikmeli olarakta olsa tebrik ederim. Geçen sene bu zamanlarda 17 aylık civarı olan oluşla bayramı tam anlamıyla idrak edememiştik ama geçen bir senede herşey çok değişmiş. Artık 23 Nisan kutlu olsun şarkısını söyleyebilen bir kuzum var nede olsa. Bu sene yakınımızdaki okulun 23 nisan törenine gittiğimde ömerle birlikte çoçukluğuma geri döndüm yeniden. Saygı duruşunda şaşırıp neden herkes sustu? neden kimse konuşmuyor? diye bağırarak 10 metre etrafında gülüşmelere sebep olsada şiirleri, halk oyunlarını, konuşmaları hepsini pür dikkat dinledi kuzucum. Hatta tören oluşun uyku saatiyle çakışmaya başlayınca zorla kaçtık. Cuma gününden beri elinde hayali bir davul zurnayla dolaşarak bize mini gösteriler yapıyor.

Çok ciddi bakıyor sanırım davul nereye gitti sorusunu sormak üzere :)

Bu da baldanadamın incisi çok güldük unutulsun istemem. Haftasonu klasiği olarak babayla fırından dönüşte, pencereden bakan Efe ömere bağırır ve el sallar bizim soğuk nevale ise önce Efeye yüz vermez sonra el sallar gibi yapar ama yönü pek doğru değildir. Babası da Efeye mi el salladın diye sorunca "Aslında duvara el salladım ama birazı Efeye gitti" diye cevaplar. Herkese bol gülücüklü günler...

22 Nisan 2010 Perşembe

Geçen haftadan


Feshanede araba sürme keyfi

Eyüp oyuncakları

Bahar...

Düttürü dünya :)

Efeyle park keyfi

Karton kitaplığının yeni hali

16 Nisan 2010 Cuma

Resim arkadaşlığı

Montessori mail gurubu içinden çıkan harika fikirlerden bir tane daha.Resim arkadaşlığı. Biz bugun resimlerimizi postaya verdik. Ömere arkadaşlara resim yapacağını ve resimleri mektupla göndereceğimizi fikir ilk çıktığında anlatmıştım. Mektup kavramını pek anlamasada resim yapacağını ve onada resimler geleceğini anlamış ve ilgilenmişti.


İlk önce parmak boyası ile bir resim yapıp göndeririz diye düşünmüştüm ama sonra baskı çalışmasının daha çok hoşuna gidebileceğini düşündüm. Ömerle mantar yada tavuk gibi şeylerin içine konulduğu köpükleri kestik. Kurabiye kalıplarını ömer bastırmaya çalıştıysada pek izi çıkmayınca ben yardım ettim. En sonra süslemek için ömer çatalla izler çıkardı üstlerine. İlk boyayıp yapıştırma denememizde pek ilgisini çekmedi açıkçası. Bir kere falan boyayıp yapıştırdı sonra bıraktı.Ben yapayım belki heveslenir düşüncesiyle ben yaptım biraz ama işe yaramadı. Her zamanki gibi süreç daha çok ilgisini çekti. Kalıpları hazırlamak sanırım artık sıkıldığı baskı çalışmasından daha eğlenceli geldi. Biraz hayal kırıklığına uğradım ve kalıpları kaldırdım. Bayağı sonraları kalıpları direk çıkarıp baskı yapınca bu sefer kağıdı doldurabildik. Büyük bir resim kağıdı kullandığımızdan bu çalışmayı A5 boyutlarında 2 resim haline dönüştürdüm. Diğer çalışmayı ise babasıyla birlikte resim yaparken hazırladı. Bu çalışma bizim için çok özel çünkü ilk anlaşılır kompozisyonu. Daha önce kendince karalamalarına buraya bunu çizdim buraya bunu çizdim diyorduysada biz pek birşeye benzetemiyorduk. Bu sefer gayet anlaşılır biçimde anne, baba, ömer ve bir güneş çizdi. Altımızada bir halı yaptı:) Buda büyük resim kağıdına çizildiği için A5 boyutlarına gelecek şekilde yan taraftaki boşlukları kırptım.



Bu sabah postaneye birlikte gittik ve mektuplarımızı postaladık. Yaptığı işin ne kadar farkında olduğunu farketmemi oradaki bir amcayla girdiği diyalog sağladı.
- Buraya neden geldin bakalım.
- Mektup göndermeye geldim.
- Kime göndereceksin mektubu?
- Arkadaşlarıma göndereceğim.
Amca biraz şaşkın yaa diyince de
- Ben onlara resim yaptım onlarda bana gönderecekler dedi.

Bende biraz kenardan bu diyaloğu gülümseyerek seyrettim...

14 Nisan 2010 Çarşamba

Bugünlerde...

Bugünlerde baldantatlımla çok mutluyuz. Artık mahallede bir arkadaşımız var çünkü. Neredeyse her gün beraberler. Hava güzelse parktayız, değilse ya onlarda ya bizde. Komşu annemiz elinde fotoraf makinesiyle gezen bloger anne modelini yakından tanımadığı için henüz fotoraflamadım bu iki şekeri ama çok yakında ömer ve efenin maceraları olarak ayrı bir etiket oluşturucam sanırım.

Bir de bu ara anneanneyi sıkıştırıp ne zamandır hayal ettiğim takvimi dikmesini sağladım. Şimdilerde sabahları kahvaltıdan önce takvimimizi güncelliyoruz.

Dikiş anneanneden işleme benden.


Kartlar biraz acemice oldu. İki arada bir derede hazırlamaya çalışınca aralıkları iyi ayarlayamadım. Lamine yöntemimde koli bandı zaten ama iş görüyorlar yinede.

Not: Bu takvimi(Tabiki daha güzel hali:) Pratikannede görmüştüm. Linki arayacak kadar vaktim olmadı ama orijinalini oradaki arşivden bulabilirsiniz sanırım.

8 Nisan 2010 Perşembe

Okullu olduk

Düm oluşla yengesinin okuluna gittik yine. Tiyatro gösterisini seyrettik ve baldanadamı seven abla ve ablerle eğlenceli dakikalar geçirdik.



Okula her gittiğimde yaşlandığımı bir kere daha anlıyorum. Daha dün gibi sanki o sıralarda oturduğum günler ama bugün o çoçuklara hayretle bakıyorum ve onlar gibi zıpzıp, neşeli olduğum günlerin çok geride kaldığını anlıyorum. Neyseki oğluşla birlikte hayatı sil baştan yaşıyoruz...


Tiyatro başlamadan salonda çalan müzikle istisnasız hepsi hop hop oynuyorlardı. Sürekli bir hareket, bağrış çığrış içindeler. Allah tüm öğretmenlerimize hem sabır hem güç kuvvetversin diyorum. Gerçekten hakları ödenmez.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Organik Pazar&Yağmur ağacı

Cumartesi babam ve oğlumla beraber organik pazarın yolunu tuttuk amacımız buğday derneğinin ilgilenenlere dağıttığı "evladiyelik" yani hibrit olmayan tohumlardan almaktı. Babamla annem yıllardır yazlıklarının küçük bahçesinde ufak tefek birşeyler yetiştirmeye çalışmışlarsada hiç bir zaman bir sonraki seneye tohum aktaramadılar. Çünkü piyasadaki bütün tohumlar kısır tohumlar. Buğday derneğinin projesi kıyılardan köşelerden toplanan bu tohumların gönüllüler vasıtasıyla dağıtılabilmesi ve devamlılığının sağlanması. Bu sene ben çalışmadığım için havalar iyice ısındıktan sonraki çoğu vaktimizi yazlıkta geçireceğiz inşallah. Bahçemizde pembe domates, ayşe fasülye, roka, maydanoz ekeceğiz. Çilek fideleri de aldık. Dalında kızarmış bir çilek yemeyeli oldukça uzun bir zaman oldu. Yazın gelmesini iple çekiyorum desem yeridir :)

Gelgelelim başlıktaki diğer kısma. Yağmur ağacı dün bizim 3 silahşörleri götürdüğümüz oyunun adıydı. Her ne kadar biraz daha büyük çoçuklara hitap etsede ömer hiç sıkılmadan izledi. Suyu israf eden çoçuklar yüzünden susuz kalan bir ülkenin prensesi ve arkadaşlarının yağmur ağacını bulup ondan yardım istemeleri konusu. Dünden beri bana hikayeyi tekrar tekrar anlattırıyor. Bu sayede belki bende dişlerini fırçalarken suyu kapattırmayı başarabilirim :)


Oyun öncesi kuzular eğleniyor

Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam