30 Mayıs 2010 Pazar

Tatil Başlıyor


Uzun süre buralarda olamayız herhalde. Herkese sevgiler...

27 Mayıs 2010 Perşembe

Aşağı yukarı bir yıl oldu oyun gurubumuzla görüşmeye başlamaya. Bebişlerin ve annelerin doslukları bu süreçte çok ilerledi. 3 tane kuzunun büyümelerine birlikte şahitlik ettik, ediyoruz. İlk buluşmamızda daha nerdeyse yürüme konusunda bile gözlerimiz üzerlerindeyken şimdilerde öğlen uykusu için yatırdığımız yataklarından karşılıklı sohbet edebiliyorlar. Bu süreçte onlar sosyal yönlerini geliştirirken bizde tecrübelerimizi paylaşıyor, birbirimize etkinlik fikirleri veriyoruz, ayları çok yakın olduğu için aşağı yukarı sırarıyla yaşadığımız benzer problemlere(İki yaş sendromu, emzikten kurtulma, bezden kurtulma,vs.) birlikte çözüm üretiyoruz.

Dün yine bu arkadaşlardan iki tanesini buluşturduk(diğeri tatilde). İşte baldantatlıların keyifli anları




24 Mayıs 2010 Pazartesi

Gezenti baldanadam


Sultanahmet Arasta "Anne sana bilezik alayımmm"


Cankurtaranda yine kendine bir kaydırak bulmuş...

Yine Kağıthane Sadabatta dayısıyla uçurtma seyrediyor

Kağıthane Sadabatta ve tabiki kaydırak tepesinde


İkeada

Ve ikea ganimeti

Şişlide alışveriş sonrası dinlenme molası

21 Mayıs 2010 Cuma

Kaybedilenler

Hergün parka giderken yanına bir oyuncak almasına izin veriyorum. Bugün minik kaplumbağasını aldı. Parkta arkadaşı Ekinle birlikte kaplumbağaya yemek yaptılar, ev yaptılar sonra sıkılıp başka oyunlara daldılar. Kaplumbağacık bıraktıkları köşede dururken başka bir arkadaşlarını gördüler. Peşinden parkın öbür unuca koşmaya başladıklarında ben etrafa dağılmış eşyalarımızı zorlukla toparlayıp arkasından gittim.
Malesef kaplumbağacığı orada bırakmışız. Bunu park dönüşü eve gelince farkettik. İyice yorulmuş ve uykusu gelmiş halde yatağa yattığında kaplumbağası aklına geldi. Öyle içli ağladıki ikna için söylediğim sözler, kendi oyuncağımı unutma hikayem, kaybolan kuşumun hikayesi hiç biri teskin etmedi yavrumu. Ben kaplumbağamı istiyorum, onu çok özledim diye ağlayarak uykuya daldı kuzum. Öğle çok ağlayan mızmız bir çoçuk olmadı hiç, o yüzden içli içli ağlaması çok dokundu bana.

Benim yavrucum minnacık oyuncak kaplumbapasını özlediği için ağlarken, başka çoçuklar babalarının cenazelerine ağlıyorlar şimdi. Keşke hiç bir çoçuk sevdiği hiç bir şeyi kaybetmese, hiçbirşeyi özlediği için ağlamasa... Maden ocağındaki göçükte kaybettiğimiz tüm kardeşlerimize rahmet, ailelerine sevenlerine sabırlar diliyorum.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

Bu geceden

Babamızı acil bir iş için işyerine gidince baldanadamı uyku tutmadı bir türlü. Bir ara öğretmenim canım benim şarkısını söylemeye başladı. Sonlara doğru şaklabanlığada başladı tabi "okut öğret beni affet yurda yarar bir lamba et" baktı uyku sersemi benden gereken tepki gelmiyor. Anne sonunda şaşırdım yahuu neydi sen söylesene diye beni ayıltmaya çalışıtı. Hala iyiniyetli olan ben doğrusunu söyledim ama minik sıpa yine kendi versiyonuyla tekrar etti. Hem söylüyor hem gülüyor benimde uykumu kaçırdı sonunda. Neyseki babamız 12 ye doğru geldide kendisini babasına devredip kaçtım ama benim kaçan uyku hala gelmedi bakalım sabah nasıl kalkıcaz...



Fotorafsız bitirmeyelim bari yazıyı. Sultanahmet Cami önünde kediyle sohbet etmeye çalışan baldanadamım...

18 Mayıs 2010 Salı

Tatlı Blog


Sevgili Başak ve Sirar bize tatlı blog ödülünü göndermiş. İkisinede buradan çok teşekkür ediyorum. Bende ödülü tüm tatlı bıdıklara ve annelerine gönderiyorum.

16 Mayıs 2010 Pazar

Gelişmeler II


Bundan önceki yazım biraz karamsardı sanırım ama şimdi gelişmeler çok güzel. Hatta o yazıdaki öğle uykusundan kuru kalktığından beri neredeyse hiç çiş kaçırmadı. Hala tutmaya çalışıyor ama süresi azaldı artık daha sık çişe gidiyoruz. Çişe ikna etmeyi klozette otururuken maşrapayla üstüne su dökebilme izni ile sağladığımı sanıyorum. Her çişten sonra bir küçük napoliten çikolata da var işin içinde ama bu vaad başından beri vardı ve iknaya yetmiyordu.

Kaka konusu biraz daha yavaş ilerliyor. Dün ilk defa tuvalete yapınca kutlamak için babasıyla pasta almaya gittiler :) bugün aynı başarıyı gösteremedi ama bunu önemsemiyorum tabi. Çok daha uzun bir uğraşıyı göze almıştım doğrusu. Gözümde çok büyütmüşüm herhalde kendmi kuş gibi hafiflemiş hissediyorum .

Oğlum bebeklikle ilgili bütün bağlarını kopardı artık. Önce meme, sonra emzik, biberon derken beze de elveda dedik. Darısı tüm bekleyenlerin başına :)

13 Mayıs 2010 Perşembe

Gelişmeler

Tuvalet eğitimi ne zamandır gündemimizdeydi. Ömer şimdiye kadar çişi yada kakası geldiğinde hiç söylemedi, klozete yada lazımlığa oturmaya hiç heves etmedi. O yüzden sürekli erteledim. Açıkçası gözüm korkuyordu. Bayağıdır ömere halıları kaldırdığımızda bezden kilota geçeceğimizi söylüyordum. Kendisi de bunu kanıksamıştı. Bıcır bıcır konuşurken poposundaki bezi farkedip hala bez mi takıyorsun diye soranlara halılar kalkınca takmıcam diye cevap veriyordu.

Havalar yeterince ısınmış olmasına rağmen hala cesaret edemiyordumki Ömerin arkadaşı Efe'ninde(Ömerden 2 ay küçük) tuvalet eğitimine geçmesi beni gaza getirdi. İlk gün sadece bir kere yatmadan önce tuvalete yapmayı başardı. Ertesi gün yarı yarıya tuvalete yetişebildik ama dün çok kötüydü hiç oturmak istemedi ve hem çişini hem kakasını tutmaya çalıştı tabiki sonuna kadar tutamadığı için üstüne yaptı. Bugün sabahda yine oturma konusunda dirençliydi, bayağı dil dökme ve vaatler sonrasına tuvalete oturtabildim. Saat 10 civarıydı en son çiş yaptığında, ondan beridir yapmadı ve şimdi de uyuyor. Dün öğlen uykusundan kuru kalktı ama bugün çok sıvı şeyler tükettiği için pek kuru kalkacağını sanmıyorum.

Şimdilik durumlar bu şekilde. Bizim için bu süreç pek kolay geçeceğe benzemiyor ama artık geri adımda atmak istemiyorum. Zaten yazlığa geçmemize de az kaldı . Orada bahçede denizde bi şekilde halledicez inşallah...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Tuvalet molası



Tuvalet eğitimine başladık ayrıntılar bitince inşallah şimdi biraz temzilkik yapmalıyım :)

6 Mayıs 2010 Perşembe

Daldan dala

Baharın ılık havası esiyor sonunda bir kaç gündür. Bizde baldanadamla parklara vurduk kendimizi. Hergün standart bir ziyaret yapıyoruz muhakkak.
Çocuğu parka getirmek lutfunda bulunduktan sonra aman oraya çıkma düşersin aman ona dokunma kirlenirsin diyen yurdum annelerini gerçekten anlıyamıyorum. Benim stilim onlara umursamazlık ya da pasaklılık gibi görünüyor herhalde. Hergün bana üstü kirnecek diyen biri çıkıyor muhakkak. Çoğunlukla cevap vermiyorum yada kirlensin diyorum. Ömer beni çağırmadıkça dibinde beklemiyorum tabi hep göz mesafemde kalıyor. Yere düşünce kendisinin kalmasını bekliyorum. (Buda etraftaki annelere garip geliyor) Bu sayede fiziksel aktivitelerde özgüveni arttı. Çok temkinli bir çoçuk. Elimden tutmadan en küçük basamağı bile çıkmak istemiyordu. Tabi bunda annemim çok pimpirikli yapıda biri olmasınında etkisi var sanırım. Onun lugatinde yapma düşersin çok yer tutan bir cümle. Full time birlikte vakit geçirmeye başladığımızdan beri ömerdeki ilerleme gözle görülür derecede arttı. Artık merdivenlerden hiç bir yerden destek almadan çıkabiliyor ve bundan gurur duyuyor...

Bu esmer çoçuk baldanadamın bir sabah kalkıp, pamukları sakladığım yerde bulduktan sonra çoraptan tavşan yapalım diye diretmesi üzerine ortaya çıktı. Tabi bu tavşana pekte benzemiyor diyeceksiniz doğal olarak :) Çorabı evirip çevirdikten sonra tavşana benzetemeyeceğimi anlayında baldantatlıyı çoraptan çoçuk yapmaya ikna ettim ve sonuç bu oldu. Yanlız ömer bu arkadaşın çok korkuç olduğunu idda etti ve oynamayı reddetti. Sanırım yarın kendisi oyuncak tırtıla dönüşecek. Bari bir hatırası kalsın diyip fotorafını çektim bugün :)

Baldandam mutfağın penceresinden sokakta top oynayan abileri seyrediyor. Fotoyu eksik çekmişim üzerinde oturduğu boyuna göre ayralanmış sandalye çıkmamış. Bir kaç gündür bu yöntemi kullanarak huzur içinde yemek yapıyorum. Elinede veriyorum elmayı cevizi sanki sinema seyrediyor mübarek. Arada birde müdahale ediyor :)
"Çok yükseğe atıyorsunuz topuuu"


Bunlarda mektup arkadaşlarımızın gönderdiği resimlerden oluşan sergimiz. Galiba daldan dala atladık en iyisi bu yazının başlığı daldan dala olsun. Herkese iyi baharlar...

3 Mayıs 2010 Pazartesi



Bu şeker fotoğraflar taa geçen haftadan bu haftayı malesef geçmek bilmeyen burun akıntısı ile hasta geçirdik. Allahtan ateşi falan çıkmadı ama uykuya dalarken çok zorlanıyor. Ancak bugün biraz toparladı sanki. Güneşi görür görmez dışarı atlıyoruz ama sonuç hep hüsran. Sıcaklar gelsin artık...
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam