29 Eylül 2010 Çarşamba

Şimşek mcqueen


Herşey yazlıktayken dayısının televizyonda izlediği çizgi sinamayı görünce başladı. Aslında filmin sonuna gelmişti ama konuşan bir arabanın olduğu çizgi film hemen ilgisini çekti. O günden beridir şimşek mcquenn izleyelim diye tutturuyordu. Şiddet içermeyen sevimli bir karakter olması ve çizgi filmin konusu dosluk olduğu için tamam diye söz vermiştim. Maraşa gitmeden önceki hafta baştan sona kadar izledik ailecek ve o günden beridir ben şimşek mcqueenim diye dolaşıyor evde Ömercim.

Kendisine ömer diye hitap ettiğimizde çoğu zaman bizi ben şimşek mcqueenim diye düzeltiyor. Bu tip şeylerin yakında başımıza geleceğini tahmin ediyordum aslında. Şimşek mcqueen gibi zararsız, sevimli bir hayali karakterle kendini özdeşleştirdiği için sevinmeliyim sanırım. Tek sorunumuz çocuklara satılmak için hazırlanmış ve benim almayı uygun görmediğim ürünlerin üzerindeki şimşek mcqueen resimleri. Neyseki Şimşek Mcqueen eski popularitesini yitirmiş bir çizgi karakter. O minik kırmızı arabayı etrafta eskisi kadar çok görmüyorum ama yinede hazırlıksız yakalandığım için bir kere kakaolu süt almak zorunda kaldım. O küçücük kutunun üzerindeki minicik resmi nasıl gördü anlamadım ama gözünde çok büyütmemek için o anda aldım.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Maraş 2010

Bu sene babişkonun memleketine yolculuğumuzu ancak geçtiğimiz hafta yapabildik. Daha önce yazını ve kışını gördüğüm Maraş bu mevsimde çok güzeldi. Aşırı sıcak olmayan, kuru ve güzel bir havası vardı. Giderkende dönerkende uçağa yetişebilmek için uykusunun bölünmesine rağmen baldanadam yollarda bizi üzmedi. Bir önceki maraş yolculuğumuza göre o kadar konforluyduk ki oğlumun gerçekten büyüdüğünü daha iyi anladım. Kah uyuyarak kah sohbet ederek yollarda bize yük değil arkadaş oldu. Bir tek dönüş uçuşunda iniş sırasında midesi bulandı ve "midem bulanıyoo midem bulanıyooo" diye ufak bir yaygara kopardı ama o kadarda olsun değilmi.

İlk gece beklediğim gibi uyum sağlayamadı ve yazlıktaki ilk gecesi gibi evimize gidelim şarkısını tutturdu. Gündüzlerini babaanne, dede ve halalar tarfından bol bol şımartılma, evin kedisini sevip, tavuklarını kovalama, bahçede dedesine yardım etme, gezip tozma ve tabiki her saniyesinde oyunla geçirdiği için ev pek aklına gelmedi ama geceleri uyurken çok konuştu, sıçradı, sık sık uyandı, ağladı. Bunu yoğun programa dayalı yorgunluk ve uyaran fazlalığına bağladım.
Bu da son gece dönüş heyecanından uyuyamayan ve kendi kendine parmaklarını konuşturan baldanadamdan bir inci..."Bizim evimiz bizi çok özlemiş ağlıyor. Dursun Ali dedemin evi ona merak etme gelecekler diyor"


Maraş Ulucami

Maraş kalesi

Maraş kalesi

Ekinözü-İçmeler Halayla böğürtlen toplarken

Ekinözü içmeler Ördeklere yem atarken

Elbistan-Pınarbaşı Ceyhan'ın kaynağının üzerinde yunusla gezinti keyfi

Elbistan-pınarbaşı

Bu fotoraflar benim makinayla çektiklerimden. Daha bir sürü fotoraf babişkonun telefonunda aktarılmayı bekliyor

13 Eylül 2010 Pazartesi

Bayramın ardından

Şirketimizde bayram öncesi günlerin birleştirilmesi sayesinde oluşla 10 günlük uzun ve güzel bir tatil geçirdim. Bunun bayram öncesi kısmı genelde iftar misafirlikleri ile geçti. Bayramda da büyüklerimizi ziyaret ettik, el öptük bol bol. Çoğul kullanıyorum çünkü bir önceki bayramda el öpmeyi şiddetle reddeden baldanadam bu bayramda bizi hiç zorlamadı. Bayramdan önce hem el öpmeye hemde ikramlara hazırlıklı olması için baldanadamla bayramlaşmacılık oynamıştık. Aslında bu uyunu uydurmaktaki amacım bir taneden fazla şeker ya da çikolata almaması için ikna etmekti. Bir anlamda bunda başarılıda oldum. Kendisi ikinci bir çikolata ya da şeker istemedi ama ikramı çok seven sevgili akrabalarımız her yerde cebine bir tane daha şeker koymasını sağladılar. Ayrıca bu sene baldanadam harçlık almaya da başladı. Dün babası tarafından hediye edilen kumbarasına bayram harçlıklarını ve evdeki bozuk paraları zevkle doldurdu. Çok da seviçliydi hediye aldığı için ama sonra sofraya oturmamak için inat etti, hırçınklık yapmaya başladı. Anneannesiyle parkta bişeyler yemiş olduklarını öğrendiğimden fazla üstelemedim ama kuzucuk beni de sofraya oturtmadı. İlla gel oyun oynayalım diye ısrar etti. Karnımın aç olduğunun onun gibi arada bişeyler yemediğimi söylesemde bir türlü ikna olmadı. Yinede sofraya gitmekte kararlı olduğumu görünce "Ben seni özledim onun için oynamak istiyorum " dedi. Bu söz üzerine boynu bükük annenin cevabı tabiki ne oynayalım oldu.

Şimdi nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama bir uzmanın yazısında çalışan annelerin işten geldikleri ilk 20-30 dakikada sadece ve sadece çocukları ile ilgilenmeleri gerektiği yazıyordu. Bana da mantıklı geldiğinden işten geldiğimde başka bişeyle ilgilenmeden oğluşla özel zaman geçirmeye dikkat ediyorum ama dün yemekten sonra alışverişe çıkmamız gerektiğinden yemek için acele etmiştim. Oğluş duygularını ifade edebilecek kadar büyüdüğü için yanlış attığım adımı geri almam kolay oldu. Henüz bir bebek ya da konuşamayan bir çocuk olsaydı davranışlarını hırçınlık, huysuzluk olarak değerlendirip sebebini kolaylıkla dün öğlen uykusu uyumamış olmasına bağlıyabilirdim.

Düne geri dönersek, akşam yemeğini vaktinde yiyemeyen ben alışverişede sadece babişkoyu yollayıp oğluşla bol bol oyun oynadım. Sonra onunda karnı acıkınca birlikte bişeyler yedik. Dün öğlen uykusunu atladığı için, sözünü aldığı kovalamaca oyunuyla geceyi erken bitirip yatağımıza cupladık. Kahkahaklar eşliğinde sohbet ederken sonunda mışıl mışıl uykuya daldık...

Not: Oluş kendi odasında yatıyor ama o uyuyana kadar bende yanındaki çekyatta yatıyorum. Genelde uykuya dalana kadar çekyata yanıma geliyor biraz sohbet ediyoruz Uykusu iyice gelince yatağına geri dönüyor yada dalınca ben onu yatağına taşıyorum.



Abimlerdeki iftar ziyaretinde yengesi sayesinde çıplak krala dönüştürülen baldanadam.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Baldanadam işte

İş arkadaşlarımızla yapacağımız iftarın cuma gününe gelmesini fırsat bilerek baldanadama verdiğim işyerine götürme sözümü tuttum bir önceki hafta. Cuma öğlen uykusunu uyuduktan sonra yola çıktık. Mesai bitimine az bir zaman kala ancak işe varabildik. Çevresindeki herkes kendisini tanıyıp konumaya çalışınca önce biraz çekindi sonra yavaş yavaş ısındı ve her yeri inceleyip sorular sormaya başladı. Vaktimiz daha geniş olsaydı ortalığı baya karıştırırdı sanırım neyseki çıkıp iftara gitmemiz gerekiyordu.

İşyerime gelmesinin hergün nereye gittiğimi hayal etmesi için kolaylık olacağını düşünüyorum. O yüzden bu ziyareti çok önemsiyordum. Fotoraf makinemi unuttuğumdan kendi masamda çekmedim ömeri. Bu fotoraflarda arkadaşlardan. Tekrar teşekkür ederim Hilal...

İşten çıkarken... kartımıda beline takmış her kapıya tutup dıt yaptırıyor


İftarı beklerken kendine aktivite üretti. Artık bana iş kalmadı :)
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam