22 Aralık 2010 Çarşamba

Emzirme Reformu Mimi



(1) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç?
- Malesef hamileliğimde emzirme ve anne sütü ile ilgili araştırmalar yaparken gerçek oranı görmüş ve çok şaşırmıştım. Eğer bilmeseydim %80 olduğunu düşünürdüm. Herhangi bir tıbbi olumsuzluk durumu haricinde anne sütünün bütün bebeklere verildiğini düşünüyordum. Gerçek oran yüzde iki bile değil. Çok acı. Bebeklerin onlar için yaratılan mucizeden basit sebeblerle mahrum kalmaları çok acı.

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?
-Oğlumu ilk altı ay sadece anne sütüyle beslesim. Beşinci ayında işe geri dönmüştüm. Ondan sonrana onüç aylık olana kadar emdi. Sonra kendi isteğiyle bıraktı.

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?
-Doğum öncesi iznimin beş haftasını doğum sonrasına aktardım. Resmi iznim bitince 2 ayda ücretsiz izin aldım. Oğlum beşinci ayını doldurduğunda işe geri döndüm.

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
-Kullanabildim. İşim evime çok yakın olmadığından yollarda vaktim kaybolur diye oğlum bir yaşına gelene kadar haftanın bir günü olarak kullandım.

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?
-Hayır karşılaşmadım fakat daha sonra bazı şartları zorladığım için sürtüştüğümüz oldu. Çünkü süt iznim bittikten sonra kullanmadığım yıllık izinleri haftanın bir günü kullanak suretiyle (bayağı vardı) oğlum iki yaşına gelene kadar yine 4 gün çalıştım. Daha sonra anlaşmazık yaşayarak işten ayrıldım. 9 ay süreyle evdeydim. İşyerim beni geri çağırdı. Şimdi direk 4 gün evde bir gün evden destek şeklinde anlaştık yani oğlum doğduğundan beri haftada döt gün işe gidiyorum.

(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?
Kişilerle ilgili sorun hiç yaşamadım. Ama hastane, AVM, havalanı gibi yerlerde yetersiz bebek bakım odaları konusunda sıkıntım oldu. Yinede yardım istediğimde herkes yardımcı olmaya çalışıyordu. YKM'de alışveriş yaparken oğlum acıkınca toplantı odalarında emzirdiğim bile oldu. Ama ana-sağlık merkezinde kapısı olmayan sağlıksız bir ortamda sinir olarak emzirdiğimde oldu. Kalabalık bir otobüste oğlum acıktığı için ağlarken bir teyzenin çekinme yavrum emzir diyerek örtünmek için şalını teklif etmesini ise hiç unutmuyorum.

(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?

- Teknik bir desteğe çok ihtiyaç duymadım gögüs ucu yaralarıma göğüs kalkanı önerisini soyleyen bebek hemşiresine hala minnettarım ama psikolojik destek gerektirecek bir çok dönem geçirdim. Annemin, eşimin ve çalışan anne olan başka arkadaşlarımın destekleri çok oldu. Kendi kendimi motive etmeye çalışım hep.

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?

- Emzirmeye çok kararlı ve istekliydim. Normal doğum olmasına rağmen yaşadığımız sağlık problemleri sebebiyle oğlumu hemen emziremedim. Sütüm geç geldi ve oğluma mama verildi. Lohusa halimle yıkıldım resmen. Sütüm neredeyse 1 hafta sonra gerçekten geldi. Bu arada oğlum sarılık da oldu ve süt yetmiyor baskısı malesef bir üst sorudaki destekçim olan annemden geldi. İlk zamanlar üzülüp ağlıyordum. Sütümün geldiğine inandıktan sonra ilk bir ayım onu ikna etmeye çalışmakla geçti. Mama kutusu demokratesin kılıcı gibi sürekli annem tarafından bana teklif ediliyordu. Herseferinde reddederken acaba oğlumu açmı bırakıyorum diye ikilem yaşıyordum. İnternetten sürekli araştırıp doyup doymadığını anlamaya çalışıyordum. Tartıya gidene kadar kriterim günlük çıkardığı bez sayıdıydı ama annem internetteki bilgilere pek güvenmiyordu. Aylık kontrolumuzde dört kilo doğan oğlumun beş kilo sekizyüz gram olduğunu öğrenip gözlerimiz fal taşı gibi açılınca annem bir daha bana sütün yetmiyor baskısı yapmadı ve oğlumu besleyeyim diye beni elleriyle besledi sağolsun :)

(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?
-
Evet. İşe yeni geri döndüğüm zaman o kadar kafayı takmıştımki bu konuya. Sağlık bakanlığı ilk altı ay anne sütü diyordu ama aynı devlet çalışan anneleri iki ay sonra işe geri çağırıyordu. O zamanki parlementodaki tüm kadın milletvekillerine, anne-bebek sorunları ile ilgilenecek sivil toplum kuruluşlarında ve bazı gazetecilere mailler atmıştım. Geri dönenler çok olmuştu. Bireysel bir haykırıştı benimki. Şimdi böyle genele yayıldığını görmekten çok mutlu oluyorum. Teşekkürler Elif.

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için http://emzirmereformu.com/adresindeki formu doldurmanız yeterli.

Destekledim. Okuyan herkesi de desteklemeye çağırıyorum ve bu mimi henüz yazmamış herkese gönderiyorum.

21 Aralık 2010 Salı

Davulcu Dedeyle Ali


Bir varmış bir yokmuş. Yaşlımı yaşlı,saçı sakalı bembeyaz, birazda tombulca bir dede varmış. Bu dedecik elindeki kocaman davuluyla sokaklarda gezer, nerede bir düğün görse hemen yanaşır sorarmış. "Merhaba dostlar, sevgili güzel insanlar. Bu mutlu gününüzde istermisiniz size davul çalayım. Hep birlikte eğlenelim gülelim. Halaylar çekelim" Kimisi kabul edermiş bunu kimisi etmezmiş. Ali'nin abisinin düğününde davulcu dedenin teklifi seve seve kabul edilmiş. Başlamış dede davulunu çalmaya o tokmakla vurdukça davula, herkes coştukça coşmuş. Türküler söylenmiş, halaylar çekilmiş. Herkes çok ama çok eğleniyormuş.

Biraz sonar davulcu dede yorulmuş. Dinlenmek için davulunu yere koymuş koymasına ama koyduğu yerin yokuş olduğunu farkedememiş. Davulcuk paldır küldür yuvarlanmaya başlamış. Dedecikte hemen peşinden koşmuş. Nasıl koşmasın! Davulu onun hem geçim kaynağı hem bunca yıllık can yoldaşıymış. Ne yazıkki dede ne kadar hızlı koşmaya çalışsada davula yetişemiyormuş. Artık nefes nefese kalmış. Davulda hızla bir ağaca doğru gidiyormuş. Dedecik davula yetişemeyeceğini anlamış. Sevgili davulunun ağaca çarpacağını düşünerek üzüntüyle beklemiş. Ama birden birinin yanından rüzgar gibi geçtiğini farketmiş. Yanından geçen Aliymiş. Ali oyle hızlı koşuyormuşki davul ağaca çarpıp parçalanmadan onu durdurmuş. Sonra kucakladığı gibi dedenin yanına getirmiş. Dedecik çok sevinmiş. "İyi yürekli, merhametli Ali'cim sen beni sevindirdin ettin Allah'ta seni sevindirsin" diyerek dualar ederek teşekkür etmiş. Birine yardım ettiği, faydalı olduğu için Ali'ninde içi sevinçle dolmuş. Birlikte düğün alanına dönüp eğlenmeye devam etmişler.

Ertesi gün Davulcu Dede Ali'ye kendi elleriyle yaptığı küçük bir davul getirip hediye etmiş. Ali davulunu o kadar çok sevmişki Dedeye binbir teşekkür etmiş. Yıllar geçip büyüdüğü halde Davulcu dedenin hatırası olan davulunu hep odasının başköşesinde saklamış...

Küçüklüğünden beri uyku öncesinde uydurduğumuz hikayelerin sayısı yok. Bu hikayi de davulu çok seven Baldanadam için ben uydurdum. Çok ama çok sevdi. Hatırası kalsın istedim...
Not: Nurdan sana tanıdık geldimi :D

19 Aralık 2010 Pazar

Allah'ta seni güldürsün kuzucuk...



Komik diyalogların çoğu unutuluyor. Akılda kalanlar saklansın bari dimii blog :)


Anne: Tavuk hanım gıt gıt gıt yapıpp pıt diye bir yumurta yumurtlamışşş
Baldanadam: Ayı da pıt diye bir yumurta yumurtlamış
Anne: Ayımı hihohaahaa ayı hiç yumurta yaparmı oğlumm
Baldanadam: Zaten o yemek için yapmıyo, seviyoz biz o yumurtayı sonra yerine geri koyuyoz, poposuna geri takıyoz
Anne: :D :D :D


Anne: Bay mikrobun bizi hasta etmemesi için güçlü olmalıyız. O zayıf bünyeleri hasta ediyor
Baldanadam: Bugün şişman bünyeliyim beni bugün hasta edemez.
(Söyleyecek sözü kalmamış anne)

Leke içindeki halılar beraberce sabunlu bezle sildindikten sonra oğluş ellerini lavaboda yıkamaktadır. Anne içeriden seslenir.
Anne: Oğlum ellerini iyi durula çok sabunluydu
Baldanadam: Ben iyi duruluyorum zaten karışma sen!
Anne: Tamam pardon!?!?


Babayla salonda minderlerle çadır yapmaca oynarlarken. Babası oğluştan çadır kazıklarını çakmak için balyoz ister (Hayali kazık ve balyoz)Hızla içeri koşturan baldanadam kafasına göre bir masuscuktan balyoz bulamaz. Yastığını kapıp getirir
Babişko: Oğlum yastıktan balyoz olurmu hihohahaha..
Baldandadam: Bu seferlik böyle olsun.
Babişko: Peki.

16 Aralık 2010 Perşembe

Seni seviyoruz bay mikrop


Son bir kaç gündür hayatımızı ne kadar kolaylaştırdın sen Bay mikrop. Sayende Baldanadamım salata tabağına saldırıp, karnıbahar yemeğini kaşık kaşık götürüyor. Yemekten sonra sen hasta edemeyesin diye dişlerini fırçalamaya da koşuyor. Hele oyun oynadığı için sürekti beklettiği çişini senin sayende koşa koşa yapmaya gidince artık ben mest oldum. Seni seviyoruz bay mikrop :)

Bu da şarkımız

Bay Mikrop, Bay Mikrop
Beni hasta edemezsin
Yemeğimi böyle yiyorum,
Sütümü de böyle içiyorum,
Meyveleri, sebzeleri bol bol yiyorum.

Bay Mikrop, Bay Mikrop
Beni hasta edemezsin
Ellerimi böyle yıkarım,
Saçımı da böyle tararım,
Dişlerimi fırçalarım
Erken yatarım

Not: Çok eskiden beri oynadığımız yaramaz mikrop parmak oyununu geliştirerek, yaramaz mikrobu konuşturmaya başladım. Yaramaz mikrop oğluşa seni hasta etmek istiyorum lütfen sağlıksız beslen dedikçe baldanadamcım sağlıklı beslenmek için gayret etmeye başladı. Umarım bu oyunu uzun zaman sürdürebiliriz...

14 Aralık 2010 Salı

Yaptıklarımızdan

Bu aralar evde neler yapıyoruz pek yazmamışım. Fotoraflarda babanın telefonunda kalınca ara iyice uzamış.


Çizgi çalışması


Yaptı ama pek sevmedi. Bir daha hazırlamam herhalde :)


Bu çocuk eskidi bile orman gözcüsü olarak oyunlarımıza katılmıştı. Ömerde itfayeci...


Beş litrelik pet şişeden çöp sepeti. Ömer yapıştırmama yardım etti...


Küçük pet şişeden kalemlik. Bunuda beraber yapmıştık. Sonra ben göz ve ayak ekledim ama sevmedi o halini söktü eklediklerimi...


Buda meraklı miniğin son sayısından hevesle yapılan elektirik süpürgesi. Temizlik şirketini çağırıyorum pek gençten bir eleman resimdeki makinesiyle gelip evimi süpürüyor...

12 Aralık 2010 Pazar

Hasta kuzuda son durum


İyi haber Ömer daha iyi, kötü haberse Ömerden sonra ben, daha sonrada babişko şifayı kaparak resimdeki adam gibi olduk. Haftasonu evde soğuk algınlığına karşı yoğun bir savaş halindeydik. Aldığımız önlemler Ömer için işe yaradı çok şükür. Bende bugun itibariyle toparlanma yoluna girdim. Neler yapmışız kısaca özetlersek

* Elma kabuğu,ıhlamur,zencefil karışımı çay
* Ebegümeci çayı
* Bol bol meyve suyu (portakal,nar)
* Meyvenin kendisi(elma,ayva,mandalina)
* Ballı karaturp suyu
* Ezilmiş çörekotu-bal karışımı
* Tavuk suyu çorba (2 kez yaptım)
* Odasını bol bol havalandırma
* Kaloriferin üstüne ıslak havlu koyarak havanın kurumamasını sağlama
* Burun açık kalması için deniz suyu spreyi(malesef pek sevmiyor yaptırmayı)

Bide bu hastalığın bize bir getirisi oldu. Sonunda ömer sümkürmeyi öğrendi. Kağıt mendilede sümkürteç adını taktık. Burnu akınca sümkürtecini kendisi alıp burnunu çekti.

Cumartesi A.Rasim Küçükusta'nın yazısını okudum. Amerikada 6 yaşından küçük çocuklara soğuk algınlığı ilaçlarının yasaklanması tavsiye edilmiş. Okunası bir yazı...

7 Aralık 2010 Salı

Hasta kuzum


Pazar günü o soğuk havada seni dışarı çıkardığım için çok pişmanım. Keşke babanın sözünü dinleseydim. Bir önceki günün bahar havasından sonra birden bu kadar soğuk olacağını tahmin edememiştim. Şimdi keşkeler işe yaramıyor. Üzgünüm...

Akşam uyumamak için yaptığın bin bir numaradan sonra, en son istediğin suyu getirmeye giderken peşimden kalktığında sana sertçe yatakta kal dediğim için üzgünüm...

Sözümü dinlemeyip peşimden geldikten sonra su içmeyi bırakıp yine dolabın arkasındaki tahta parçasını istediğinde sana yeter artık diye bağırdığım için çok çok üzgünüm...

Yaşlı gözlerini görünce dayanamayıp gözlerim doldu ya, sana sert davrandığım için özür dilediğimde sende bana kıyamadın seninde gözlerin doldu ya içim cız etti kuzucum. Seni çok seviyorum.

Ah o tıkalı burun ah. Sen nefes almakta zorlandıkça benim de nefesim kesildi. Ben başucunda beklerken, sende yat annecim dedin ya içim pişmanlıkla yine burkuldu durdu. Keşle çıkmasaydık pazar günü...

Allah tüm hasta kuzulara şifa annelerinede dayanma gücü versin. Aminn...

Baldanadamdan TV incileri

Dedesinin evinde TV var baldanadamın. Calliou'yuda keşfetmiş durumda. Dede sıkıyönetimle salonun sigortasını indirmekte bulmuş çareyi. Fakat küçük adam olayı keşfetmiş. Dedesinin bir iş için dışarı çıkmasını fırsat bilen baldanadam anneannesine dedem gitti sigortayı kaldırabilirsin demiş önceki gün. Başka bir gün dedesi evde bulduğu uzun sopayla sigortayı kaldırmaya çalışırken yakalamış baldanadamı. Dün de akşam yemeğinde durup dururken eve TV almak istediğini söyledi.

Baldanadam: Ben televiyon istiyorum.
Anne: Televizyon özellikle çocuklara zararlı bu evde tv istemiyorum.
Baldanadam: Ama ben istiyorum. Programm var programmm
Anne: Ne programı var?
Baldanadam: Senin kanalını seyredersin (Sağdan yaklaşıyor sıpa)
Anne: Sende kendi kanalını istersin babanda kendisininkini ister tv yüzünden kavga ederiz olmaz.
Baldanadam: Ben kendim alırım.
Anne:Paran yok oğlum nasıl alacaksın?
Baldanadam: Kumbaramdaki para çok olunca alırım...
Anne: Bu istek çok erken olmadımı ya okula gidene kadar rahat oluruz sanıyordum(iç ses)
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam