31 Ocak 2011 Pazartesi

Kış günleri

Baharı iple çekiyoruz artık. Buz gibi soğuk hava, kol gezen salgın hastalıklar... Şimdilik evimizde hayallerimizle avunuyoruz. Ömerin hayallerinden biri Silivriye gidip dedesinin alacağı tahta ve çivilerle oynamak. Benim hayallerimden biriyse bir ağaç dikme etkinliğine katılmak. Neyseki hayallerimiz çok uçuk değil. Allah sağlık verirse hepsini gerçekleştiririz umarım.

Ömerin burnu akığı ve öksürdüğü için bu haftada bir yere çıkamadık ve geçen yazın fotoraflarına bakıp avunduk. Bu arada ömer bu seferki hastalığıda ilaçsız savuşturmak üzere maşallah. Cuma gecesi hafif ateşi de çıkmasına rağmen hiç ilaç vermedim. Ateşi düşene kadar üstünü soyup başında bekledim. Tabi genel durumu iyiydi yoksa ateş düşürücü vermeden beklemeye cesaret edemezdim. İştahında bir sorun olmadı, neşesinde de çok şükür. Tek problem eve tıkılıp kalmak oldu. Hayalimizde çok yerlere gidip geldik çok işler bitirdik gerçi :) Kah salona çiçek bahçesi yaptık, kah mahallemize bir oyun evi inşaa ettik. Dün akşam Pandasına okaliptüs yaprağı almak için babasıyla Çine gidiverdiler mesela tabi uçakla :)

Hiç oyuncağı olmadan günlerce idare edebilir durumda şu anda :) Yanında hayali oyununa ortak olacak birini bulsun yeter. En güzel benle oynuyor ama duygusal frekansını yakalabilen başka biri de olursa hemen uyum sağlıyor. Hiçbir konuda baskıyı kabullenmiyor, sadece ikna ile yönlendirilebiliyor. Mesela kimse o istemeden onu öpemez. Hemen karşı koyar. Bana benzemiyor bu konuda ben aşırı uyumluyum ama onun bu huyunu çok seviyorum. İnandığı şeyi savunsun ama iletişime, iknaya da açık olsun istiyorum.

Havalarla başlayıp kişilik tahliliyle devam eden bu yazıyı bitirsem iyi olur yoksa sonunu getiremeyeceğim. Bu aralar işte biraz yoğunum o yüzden sık sık bloğu güncelleyemiyorum ve takip ettiklerimide okuyamıyorum. İşlerin hafifleşmesini ve blog alemine en azından takip olarak geri dönebilmeyi umuyorum. Herkese sevgiler...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Başlıksız


Hafftasonumuz biraz hayalkırıklığı ile geçti malesef. İnşllah mı demedim bilmiyorum. Dün Ceydoşun doğum gününe gidemedik. Sabah hapşırık ve burun akıntısıyla kalkan oğluşu soğuk havada dışarı çıkartmaya gözüm yemedi. Kendisini gitmeye hazırlamış olan Ömercim de hayal kırıklığıyla hırçınlık yaptı bol bol. Öğlen uykusu için zor bela yatağa yatsada bir saat geçmesine rağmen uyumadı. Bende o uyumayınca hayal kırıklığına uğradım. Karşılıklı inatlaştık. Uyumadan yataktan çıkamayacağını haykırdım kendisine :( yarım saat ağlama sonucunda yenik düştü yavrum ama bana küstüm diyip arkasını dönerek.

Tabi pişmanlık boğazıma düğüm oldu sıktı beni yine. Sabır sınırsız değil. Olamazda ama neden bu minnoşlar uyurken bu kadar masumlar. Küstüm diyip arkasını dönmesi çok dokundu. Sevdiği tatlıyı yaptım uyurken. Babasını aradım. Ne zamandır almaya söz verip hala almadığımız itfaiye aracını bulmasını istedim. Hayal kırıklıklarını,üzüntülerini maddi şeylerler unutturmak değildi amacım ama onun gülen yüzünü görmeye ihtiyacım vardı. Helede mutsuzluğuna benim tahammülsüzlüğüm sebep olmuşken. Böyle zamanlarda iç sorgularım başlıyor hemen. Önceden olsa kendimi çok kötü bir anne ilan edip suçluluk duygusuyla kıvranırdım (Şimdide kıvrandım biraz ama geçti:) Annelikle geçen 3 yıl sonunda onun için ideal bir ortam yaratmanın anlamsız ve hatta zararlı olduğuna karar verdim. Yaşadığı bu küçük hayal kırıklıkları ve mutsuzluklar aslında onu güçlendiriyor.

Ağlayarak uyandı. Yanına gittim. Küstüm dedi yine bana. Özür diledim. Babası süpriz hediyesini getirene kadar arayı düzeltmiştik ve eski neşeli moduna geri dönmüştü neyseki. İtfaiye arabası ve banada süpriz olan Şimşek oğluşa kısa günün karı olarak kaldı.

12 Ocak 2011 Çarşamba

bir bardak su içtiğimde ikincisini içememektir...


Bu sabah blogçu annenin 11 derste ebeveynliğe hazırlık yazısını okuyunca henüz anne olmayan iş arkadaşlarımla paylaşmak istedim. Komik ama korkutucu olduğunu söylediler. Çocuk sahibi olmakla ilgili olarak verdiğim kötü izlenimi silmek için onlara dün akşam oğlulma yaşadığımız diyaloğu aktardım...

Baldantanlımla yatmadan önceki sohbetimizi yaparken konu birbirimizi kızdıran ve hoşumuza giden şeylere geldi. Benim Ömeri kızdırıdığım noktalar şöyleymiş(kendi cümleleriyle yazıyorum)

Hımmm………… düşüneyimmm………………meselaaa…………Uyumamaktır (yani kendisini istemediği halde zorla uyumasını istemem)
Başkavarmı?
Hımmmmmm……bir bardak su içtiğimde ikincisini içememektir (yatmadan önce uyumamak için sürekli bişeyler istiyor da su üstüne su sonra gece vaktinde çişe kaldıramazsam şorr:)

Başka düşündü düşündü bulamadı. Sonra bana beni kızdırmayan şeyleri sordu. Bende baya saydım. Birlikte oyun oynamak, pijamalarını kendin giymen, yere bişey döktüğünde geri toplaman(aslında her zaman yapmıyor, pekişsin diye sürekli yaptığını söylüyorum ) vs.vs. sonra kendisi hatırlattı temizlik diye (çoğuğa evi temizletiyorum da he he he)

Bende evet dedim seninle birlikte temizlik yapmak çok hoşuma gidiyor hem evin işleri de hallomuş oluyor dedim. Bu arada o yatağında yatıyor bende çekyatta ışıkta kapalı. Ben temizlikle ilgili sevdiğim şeyleri sıralarken hiç konuşmadan kalktı yatağından geldi yanıma sıkıca sarıldı bir de öptü. Sonra yerine geri gidip yattı yine.

Yani diyeceğim oki ordaki maddeleri yaşamaya değiyor hemde fazlasıyla :)

Not: Cifle fayansları temizliyor nihohahaha

10 Ocak 2011 Pazartesi

La Fonten Orman Mahkemesinde


Sonunda bu hafta sonu şeytanın bacağını kırıp evden dışarı çıktık. En kötü ihtimal jetonlu oyuncaklarla oynar diye düşünüp Cevahir AVM ye gitmiştik. İçimden muhakkak bi çocuk oyunuda buluruz diye düşünüyordum. Cevahirdeki devlet tiyatroları sahnesinde bu ay çocuk oyunu olmadığını öğrenince biraz hevesimiz kaçtı ama neyseki alt kattaki atlantis sahnesinde iki farklı oyun oynanıyormuş. İlki La Fonten Orman Mahkemesinde adlı oyun. Bu ay her cumartesi pazar saat 11:00'de ücretsiz olarka gösteriliyormuş. Diğeri 5Taş çocuk tiyatrosunun "Ah Bir Büyük Olsam" adlı oyunu. Biz saat 11:00'a çeyrek kala orda olduğumuz için gişeden ücretsiz davetiyemizi alıp La fonten Orman Mahkemesinde adlı oyunu izledik. Oyunun konusu çevre duyarlılığı ve korkutucu sahneler yok. Oyunun bitiminde çocuklara oyundan sahnelerin cizildiği boyama kitabı ile minik parmak kuklalarının hediye edilmesi de çok hoşumuza gitti. Sonrasında jetonlu oyunlarda biraz vakit geçirdik biraz. AVM lerde vakit geçirmek severek yaptığım birşey değil ama soğuk kış günlerinde çok alternatif bulunamıyor bazen.




Oyunlardan bahsetmişken bayağı önce Şahmaran adlı oyunu da izlediğimiz halde bloğa yazmayı atlamışım. Sırası gelmişken izlenimlerimi ekleyeyim. Oyun bilindik şahmaran hikayesinin çocuk oyununa uyarlanmış hali. Doğrusu izlerken ben daha çok zevk aldım sanırım. Zaten yaş gurubu olarak 7-77 olarak belirlenmiş. Bu oyunda sahneler biraz karanlık ve hassas bıdıklar için ürkütücü gelebilecek sahneler var(Ömer pek aldırmıyor bu durumlara). Oyuncular sahneye seyircilerin arasından müzik aletleri ile ve şarkılarını söyleyerek giriyor ki Ömer buna bayıldı. Hikaye karışık olduğu için oyunda bir anlatıcı var küçük yaş gurubu çoçukların konu bütünlüğünü takip etmesi zor. Sonuç olarak ömerden çok bana yarayan bir tiyatro seansı olmuştu :) Neyseki bıdığım tiyatroyu çok sevdiği için hiç sesini çıkartmadan ve gözlerini ayırmadan seyretmişti yine.

4 Ocak 2011 Salı

Deneme bir iki

İki hafta oldu neredeyse sanırım yazmayalı. Herkes gibi benimde işte yoğunluğum arttı yıl sonu sebebiyle. İşte fırsat bulamayınca yazıların arası iyice açıldı tabi. Bu arada herkese yeni yılda önce sağlık sonra huzur diliyorum.

Geçen süre zarfında pek bir değişiklik olmadı bizde. Havalar soğuk gidince pek bir yerlerede çıkamıyoruz. Zaten küçük adam evden dışarı çıkmayı hiç istemiyor. Varsa yoksa evde hepberaber oyun oynayalım. Eskiden masa başında bişeyler yapmayı çok severdi. Bu aralar onada hevesi azaldı çok nadir masa başına geçiyor. Bizde ona uyuyoruz. Rol yaptığımız oyunlar, spor, birlikte yemek ve temizlik yapmak ve tabiki kitaplar en çok vaktimizi geçirdiğimiz şeyler. Akşamları birlikte spor yapmaya başladık. Minik spor hocamız bize çok komik hareketler yaptırıyor ama çok disiplinli olduğu için ses çıkaramıyoruz :)

Bir de meraklı miniğin ek olarak verdiği oyunlara artık ilgi gösteriyor. Bir çok oyun ve oyuncağın üç yaş üstü olmasında bir hikmet varmış demekki. Geçen ayın bisiklet tamircisi oyunu ve bu ayın kardanadam girdiyme oyununu çok sevdi. Sırasını bekliyor ve kazanmak için uğraşıyor. Dün akşam hile yapmayı bile keşfetti. Kardanadamının tamamlanması için zardan şapka çıkması gerekiyordu. Zarı fırlatması gerekirken yavaşça şapkayı çevirdi :) Tabi zar tutmasına göz yummadık :))


Herzamanki gibi kalabalık yetişkin gurubunun içide ve tüm ilgi onun üzerinde.Geçen gün ben anneannesiyle konuşurken onunla oynayamadığım için. Yeter artık konuşmayın daralıyorum diye bize çıkıştı. Bu durumdan hoşnut değilim ama elimden bişey gelmiyor. İlk çocukların şansımı dır sanssızlığımıdır bilmiyorum


Ve bu kolye tamamlandı. Bunu bir bayana hediye edebilirsin dediğimde bana hediye edeceğini düşünmüştüm ama kolye Ceyda'ya gidiyor :)


Kesme yapıştırması tamamen kendine ait tatlı bir kolaj.
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam