2 Kasım 2011 Çarşamba

Oğluşu beklerken

Her çocuk farkımıdır? evet farklıdır. Aynı anne babanın iki kuzusunun doğumları bile farklı oluyor. Ömercim 40. haftasının son gunune kadar hiç bir doğum belirtisi göstermeden gelmişti. Tam beklendiği tarihte bizi apar topar hastaneye koşturdu ve o gün dünyaya gözlerini açtı.

Anne karnındaki miniğimiz, Ömerin deyimiyle "miniminiminor"ümüz bir haftadan beridir yani otuzsekizinci haftasından beridir bizi oynatıp duruyor. Hah sancılar on dakkada bire düştü diyip hazırlanmaya başladığımız sırada sancılar kesiliyor. Doktorun iki saat içinde geri dönebilirsiniz, yatışınızı yapalım dediği tarihin üzerinden neredeyse bir hafta geçti :) bizim miniminörün hala gelmeye niyeti yok. Sürekli hareketlerini takip ediyorum. Günü bazen 15 dakikada bire kadar düşen sancılarla geçiriyorum. Allah razı olsun annemler apar topar yanımıza geldiler. Yoksa ömeri bu şekilde idare etmem çok zor olacaktı. Ömerse evdeki hareketlilikten oldukça memnun. Zaten iyice özlemiş olduğu anneanne ve dedesinin yanına gelmesiyle keyifler ve şımarıklık tavan yaptı. Şimdilik bizim evden haberler bu kadar.
Dualarınızı bekliyorum...

4 Eylül 2011 Pazar

Uzun bir tatil ardından ramazan ve bayram derken vakit iyice ilerlemiş. İki ayı geçkin bir süredir bloğa bir harf eklememişim. Bunun çoğu artık eski hevesim olmamasından azcık kısmıda eskisi kadar bilgisayar başında vakit geçiremiyor oluşumdan. Umarım iki numerolu baldanadamın doğumundan sonra eski performansıma kavuşabilirim yoksa minik kuzum ilerde benim niye abiminki gibi bir bloğum yok diyip beni vicdan azaplarına gark edebilir. Evet ikinci kuzucuğumuzda eykek. Son iki ayımdayım artık. İşi bırakmış olmamın ve dolayısıyla ömerin peşinde mobil durumda olmamın sayesinde ilk hamileliğimdeki kilomdan 7 kilo gerideyim.(İlkinde toplam 15 kilo almıştım) Çok şükür ilk hamileliğimden daha hafif geçmesine rağmen gebelik şekeri ve tekrarlayan ayak burkulmaları sebebiyle arada tatsız günler de geçirdiğim oluyor. Şekerimi diyetle kontrol altında tutuyorum. Parmaktan kan alarak şeker ölçen cihazla günlük olarak şekerimi kontrol ediyorum. Az az ve sık sık yemek yiyince ve tabi karbonhidratlı şekerli gıdalardan uzak durunca durumu toparladık çok şükür.

Gelelim baldanadamın bu sürede neler yaptığına. Kuzucuğumla birlikte ramazandan önce geçen seneki gibi ananesi ve dedesinin yazlığındaydık yaklaşık bir buçuk ay deniz, kum, bahçe ve mahalle arkadaşlarıyla güzel vakit geçirdi. Bu arada ateşlenip hayatının en iştahsız bir haftasınıda aynı süre içinde geçirdi, öyleki yemek yesin diye televizyonun karşısına koyup çizgi film bile açtım. Boy attığı fakat kilo almadığı için sırım gibi bir delikanlı oldu. Eski fotoraflarındaki tombik hallerine bakınca aradaki değişim inanılmaz gözüküyor. Artık bebeklik halinden eser kalmadı.

Ramazanla birlikte evimize dönüş yaptık. Son üç aya girmiş olmam ve şeker problemi yüzünden oruç tutamamış olsamda zevkli, bereketli bir ramazan geçirdik çok şükür. Ömer bu ramazanda benimle birlikte mukabelelere geldi ve hergün komşu çocuklarıyla kendi başına yaklaşık bir buçuk saat geçirerek beni sevinçlere garketti. İlk başta durmaz sıkılır problem çıkarır diye çok endişe etmiştim ama oğluşum artık büyüyüp abi olduğunu çok güzel kanıtladı. Akşamları da parkta arkadaşlarıyla oynuyor. Ben sadece göz ucuyla takipteyim, eskisi gibi bana yapışıp gel beraber yapalım demiyor artık.

Büyük bir hevesle aldırdığı şnorkeri takmadı pek. Yüzmede ise bayağı gelişme vardı bu sene. Kolluksuz suya girmeye ikna oldu ve suyun altından kulaç atarak ilerlemeyi öğrendi. Araya ramazan girmeseydi bu sene yüzme eğitimini tamamlayabilirdik sanıyorum ama nasip değilmiş seneye kısmet.


Hamiş anne ve oğluşu düğün gezmelerinde.


Çok önceden söz verilen kız kulesi gezmeside bu yaz yapıldı.


Evimizin eksiklerini tamamlamaca. Oğluş her zamanki gibi her işe maydanoz pardon yardımcı. Evde olduğumuz her hafta sonu tadilat tamirat işleriyle uğraştılar hep baba oğul. Ağır ama emin adımlarla evimizi düzneliyoruz :)


Ramazanda iftar sonrası Sultanahmette akşam namazını eda eden Ömercik. İlk burkulma vakamı o akşam yaşamış olsamda güzel bir geceydi.


Gebelik şekeri çıktığından beri her akşam sitenin spor sahasının etrafında ben yürüyüş yaparken baba oğul futbol oynuyor yada spor aletleriyle çalışıyorlar. Sayemde ailecek fit hale geldik :)

Daha çok dışarıda vakit geçirdiğimizden Ömerle eskisi gibi faaliyet tarzı şeyler yapma hızımız kesildi. Yazı doyasıya değerlendirmek adına bunu sorun etmiyorum. Önümüzde bizi bekleyen zorlu bir kış var. Abişle şimdiden kardeşine oyuncaklar yapmak için planlar yapıyoruz. Umarım Ahmet Yusuf abisiyle ben ona oyuncaklar yaparken uslu uslu duran bir bebek olur. Herkes Ömeri kardeşi doğmadan kreşe vermem konusunda tavsiye versede, bu kışı ailece evde geçirmeye kararlıyım nasipse. İnşallah hepimiz için doğru bir seçim olmuş olur. Kısaca bizden haberler böyle. Bloğa yazamadığım gibi diğer blogları takiptenden de çok uzak kaldığım için umarım herkesin keyfi yerindedir diyorum ve selamlar sevgiler gönderiyorum...

26 Haziran 2011 Pazar

Fotolar...


Evin balkonundan


Komşu ablanın bisikletiyle keyif


Spor mu eğlencemi :)


Çok güçlüyüm annee


Hamiş anneyle futbol keyfi :)

21 Haziran 2011 Salı

Yeni evimizden

Apar topar bir taşınma oldu bizimksi. Haftasonu taşınmayı beklerken uymayan planlar yüzünden sabah eski evimden son kez işe gittim, son günümü beni bekleyen iş yoğunluğu karşısında şaşkın bir şekilde çalışarak geçirdim ve akşam saatlerine doğru istifamı vermeyi başararak yeni evime geldim. Sağolsunlar her işimize koştukları gibi annem ve babam yine imdadımıza yetişti. Eşim işten izin aldı. Evide zaten günler öncesinden taşınmaya hazır hale getirdiğimizden öyle iki ayağımız bir pabuca girmedi çok şükür. Sabah daha ben işe gitmeden kamyonun çoğu yüklenmişti bile. Oğluşu ben gelene kadar yeni evimizi yerleştir diyerek öptüm ve geri kalan işleri onlara bıraktım :)

O günden beridir ki üç hafta falan oldu eve yerleşmeye çalışıyoruz. Yap yap ne eksikler ne alınacaklar bitmiyor. Kutu gibi bir evden büyük bir eve geçince eşyalarımız yetersiz kaldı. Ama durumdan şikayetci değiliz tabi çok şükür eksikler yavaşda olsa elbet tamamlanacak.

Yeni evimizi ailecek çok sevdik. Özellikle Ömer arada eski evimi özledim oraya gidelim havaları çalsada buraya beklediğimden çok çok kolay uyum sağladı. Balkona çıkıp anne burası çok güzel, salonumuz kocaman, bahçemiz çok güzel diyip diyip duruyor. Sabah akşam dışarıdayız. Apartmanın kapısından çıkınca yeşilliklere doğru koşabilmesi hep hayalimdi çok şükür sonunda gerçekleşti. Evde olduğumuz saatlerde genelde balkonda geçiyor. Balkonsuz geçirdiğim bunca yıla acıyorum şimdi. Ömerin masasını da balkona koydum. Kitap okuma, meyve saati, boyama aktiviteleri, kuvetine su doldurup gemi yüzdürme, çiçekleri sulama, hatta balkonu yıkama derken ömer dışarıda olmadığı saatlerin çoğunu balkonda geçiriyor. Gündüz çok yorulduğundan öğlen uykularına da geri döndük.

Küçük kuzumda kendini iyice hissettirmeye başladı. Uzun zamandır hafif çaplı hissettiğim hareketler artık gayet belirgin. Minik tekmeleri yakaladığımda abisininde elini tutuyorum. Oda kardeşiyle konuşuyor. Ona yeni evimizi ve yaptığı şeyleri anlatıyor ama kendisinin bunları henüz yapamıyacağını çookk büyümesi gerektiğinide eklemeyi unutmuyor tabi. Bu arada hala cinsiyetini öğrenemedik. Son kontrolumuzde kendini göstermedi. Bir dahaki haftaya yine kontrole gideceğim umarım bu sefer balkızmı baloğluşmu öğrenebiliriz.

Bir dahaki posta fotoraf da ekleyebilirim umarım. Herkese sevgiler...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Son durumlar


Dört günlük tatilin ardından işte son dört günümü geçirmek üzere yine ofisteyim. Ofiste her şey ne kadar sakinse evde de bir o kadar kaos ortamı hakim. Bu haftasonu taşınmayı planlıyoruz. Herşeyi bir elden geçirmek gerekiyor. Ömerle artık malzemelerden şunu bunu yapıcaz diye bir sürü ıvır zıvırı atmamış saklamışım. Omer hiç bir şeyininden ayrılmak istemediğinden ondan gizli gereksiz şeyleri gonderiyorum. Kullanılmayan ilaçlar, bir daha kullanmayacağımız dergiler, eski ajandalar, eskimiş kıyafetler derken evden kocaman çöp poşetleri çıkıyor. Hafiflemiş hissediyorum doğrusu. Omerin bebekliğinden beri yaptığı bazı "sanat eserleri" nide tekrar elden geçirmek durumunda kaldım. Minicik ellerinin izleri, ilk pompozisyonlu resmi, ilk baskı çalışmaları, kesme yapıştırmaları, hepsine tarih atmışım yada o zamanki ayını yazmışım. Tekrar elime aldığımada bir garip oldum hele o minicik el izi ne kadar büyümüş benim baldanadamım dedirtti bana yine. Şimdilik bir poşete doldurdum. Eve taşınınca özenle dosyalayıp kaldırıcam inşallah.

Cumartesi doktor kontrolüm vardı. Minnokbalın cinsiyetini öğreniriz artık hevesiyle gittiğimiz doktor kontrolunden eli boş döndük. Minnokbal kordonunu bacaklarının arasına sıkıştırmış poposunu dönmüş yatıyordu. Doktor teyzesinin uğraşları fayda vermedi. Pozisyonunu değiştirmedi. En aznından sağlığının yerinde, gelişiminin normal olduğunu öğrendik çok şükür. Artık cinsiyet tahmini için heyecanlı bekleyişimizi bir dahaki kontorle kadar sürdürücez. Gerçi rüyama bakarsak mavi gözlü kızıl-kahve saçlı bir minik kızımız olacak nasipse :))

Baldanadamda da gelişmeler var bu ara. Havaların düzelmesi ve park sezonumuzun açılmasıyla birlikte hergün bol bol partkta oynamasını sağlıyoruz. En çok kova ve küreği ile kumla yada toprakla oynamayı seviyor. İlk başta oyuncaklarını paylaşmak istemesede biraz benim desteğimle artık başka çocuklarla birlikte oyun oynamaya başladı. Öyleki saatler geçsede dönüp bana bakmıyor. Bende yakınındaki bir banktan aralarındaki konuşmalara gülerek onları seyrediyorum. Bu günleri görebileceğim aklımın ucundan geçmezdi. Kuzucum hep yetişkinlerle ilişki kurmaya çalışır çoçuklara helede kendinden küçüklere asla ilgi göstermezdi. Şimdide gerçi çok cana yakın olduğu söylenemez ama en azından yanına gelen daha önceden tanımadığı bir çoçukla oyun kurup vakit geçirebiliyor. Herşeyin bir zamanı varmış demekki.

Birde kafasına koyduğu şeyin peşini bırakmıyor. Elindeki kum koyma ekipmanını(pet şişe) alan kendinden büyük çocuğu parkın içinde pet şişesini geri alana kadar kovaladı. Ben başka bir pet şişe bulup eline uzattım ama o kendi şişesini alana kadar vazgeçmedi. İki çocuk itişmeye başladıklarında ne yapacağımı bilemiyorum doğrusu. Yine başka büyük bir çocuk(okul çağında) Ömer kovasıyla oynatmıyor diye Ömerin kovasına tekme atıp etrafa savurdu o ana kadar müdahale etmemiştim ama o anda dayanamadım coçuğu uzaklaştırdım. Çocuklar sosyalleşmeye başlayınca çıkan problemler daha başka oluyormuş doğrusu. Şimdilik Ömeri büyük çoçuklardan gözetme kararı aldım. Kendi yaş gurubu ile olan itişmelerine karışmıyorum.

Şimdilik bizden haberler böyle. Biz taşıancağımız, ömerde kumbarasının açılıp kitap ve oyuncaklarına kavuşacağı günü bekliyor.Herkese sevgiler...

6 Mayıs 2011 Cuma

Bugünden not

Biraz önce oğluşla beraber öğlen uykusuna yatmıştık. Sohbet ede ede uyumak benim en büyük keyfim(Tabi benim amacım o uyuduktan sonra kalkmak olsada çoğu zaman başaramıyorum :) Kafalarımız yan yana yatarken yakın zamanda bu durumu gerçekleştirmenin bayağı zor olacağı kafama dank etti. Ağzımdan bebek gelince vik vik ağlayıp ikide bir uyanacak napıcaz dedim daha çok kendi kenime. Benim şeker abim merak etme anne ben onu uyuturum sonra birlikte kalkar evin işlerini yaparız diye beni teselli etti. Benim canım oğlum seni alıp tekrar içime soksam sarsam sarmalasam hiç bırakmasam... Ne olur bu kadar çabuk büyüme. Seni çokkk seviyorum.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Evde oynayalım anne



Baldankuzu ile doku uyuşmazlığı yaşadığımız şeylerden biri gezentilik. Kendisi evde oturup oyun oynamayı herhangi bir dışarı aktivitesine tercih ediyor küçüklüğünden beri. Banada hergün gezme olsun çok severim gezmeyi. Havalar biraz açtığından beri kış günlerinin acısını çıkartmak için ben gezme programları ayarladıkça baldankuzuda evde oynayalım diye tutturuyor .Bu aralar yine bu problemimiz tavan yaptı. Kuzuyu kapıdan çıkmaya ikna etmek için erkenden dil dökmeye başlamamız gerekiyor. Neyseki çıktıktan sonra devam etmiyor isteksizliği ama o kıvama gelene kadar ben kan ter içinde kalıyorum.

Geçen hafta cuma günü için onu mehter konserine götürmeyi planlamıştım ve kendisine söylediğimde de çok sevinmişti ama sabah gitme vakti gelince mırın kırın etti. Neyse ikna oldu gittik. Konser başlayınca da sesten rahatsız olduğunu söyleyip izlemek istemedi. Sabah çok erken kalktığından uykusuzluğuna verip hiç ısrar etmeden geri getirdim eve. Ertesi gün 23 nisan gösterilerine gitmeye yine zorla ikna ettim. Bir önceki günkü fiyaskodan sonra biraz korkarak götürdüm ama neyseki göz kırpmadan heyecanla seyretti bu sefer gösteriyi. Bu cumada bir haftadır hevesle beklediği karagöz-hacivat gösterisine gitmek istemedi. Ben gösteri sevmiyorum, gitmek istemiyorum evde oynayalımlar başladı sabah sabah yine. Ben bu gösteriyi seyretmeyi çok istiyorum lütfen bana eşlik edermisin diyerek anca ikna edebildim minnoku. Gösteriyi izlerken kahkahalara boğulmasını seyretmekse sabahki ikna turlarına değdi dedirtti bana. Gezenti annenin evcimen kuzusu olarak daha çilen bitmedi oğluşum. Bu uzun kışın ardından ben daha gezmelere doyamadımm :)


Bunlarda cumartesi gununden üsküdar turu resimleri

Gemiye binen baldanadam


Kozalakları boyamak için topladık ama bazıları havuzun dibini boyladı. Kötü olanlarını seçip ayırmış ömercik.


Yüksek yerde yürümekten çok hoşlanıyor boyu bizi geçiyormuş o zaman :)


Not1: Eyüpte her cuma günü cuma namazından iki saat önce Eyüp Sultan Cami meydanıda mehter konseri veriliyor. Meraklılarına duyrulur.

Not2: Karagöz balıkçı oyunu Fatih Reşat Nuri sahnesinde gösterimde. Hem çocuklar hem de büyüklerin eğlendiği bir gösteri. Karagöz ve hacivat baya modernleşmişler :)

26 Nisan 2011 Salı

Geri sayım günleri

Günler hızla geçip gidiyor. İşi bırakmak ve taşınmak için bir yandan gün sayarken, diğer yandan da hem ikinci hamileliğin hemde abi kuzunun tatlı zamanlarını doya doya yaşayabileyim diye zamanın yavaş yavaş geçmesini istiyorum. Bu arada ailemizi ikinci bir tatlı telaş daha sardı. Baldanadamın dayikosu ve yengişi de bir bebek bekliyorlar :) Bende hala oluyorum. Taşınacağımız sitede abimlerle kapı komşusu olacağımız için kuzucum çifte abi olacak nasipse.

İlk tremester de bitmek üzere artık, karnımda belli olmaya başlayınca ömerin yanında soranlara kaş göz işareti yapmak yeterli gelmemeye başladı. Bizde kuzuma kardeşi olacağını haber verelim artık dedik. Ne bir sevinç de de üzüntü emaresi göstermedi. Arada karnımı yoklayıp bebek şimdi uyuyor falan diyor. Konuyu gereksiz yere açmak istemiyorum bende, ama dün anneme söylediği bir şeyden o kadarda kayıtsız olmadığını anladım. Anneannesi ömere kuzeninin olacağını söyleyince bir kardeşi zor kabul ettim zaten ikincisini istemiyorum, o zaman dayımlara gitmem demiş :)
Bu yaşına kadar herkesin sevgilisi olan oğlumun birden etrafında vızıldayan ve sürekli ilgi bekleyen iki bebeği çok hoş karşılamayacağı gün gibi aşikar, neyseki ailedeki herkes ömerin bu dönemde daha çok anlayışa ihtiyacı olacağını farkında.

Artık eskisi gibi oyun giremiyorum. Bu biraz bendeki ataletten birazda ömerin artık eskisi gibi hazırlanmış aktivitelere pek yüz vermemesinden. Oyunları kendisi kuruyor bizide oyunlarına dahil ediyor. Yinede arada kartonları kağıtları kesip biçip birşeyler yapıyoruz .

Grapon kağıdını yaprak yapmak benim fikrim olsada ağaçların tasarımı ve işçiliği Baldanadama ait.


Burada şekillerin kesimi bana yapıştırması Baldanadama ait.



Uç uç böcücü annem sana terlik pabuç alacak.


Ama annişko sen daha yükseğe uçuyorsun!!! (Boş park bulup kendini salıncağa kaptıran hamile anne midesi alt üst olunca ağzının payını alır :)


Şu minderlerin dili olsada konuşsa, kendi yapılış amaçları haricinde her türlü hayali oyuna hizmet ediyorlar yıllardır. Son zamanların favorileri köprü, tünel, uçak ve at ahırı!!


Lego ve tahta blok karışımı özel kulesi. Yapıp çağırmış bana fotoraflamak düştü tabi...

28 Mart 2011 Pazartesi

Yeniden Merhaba, yeni bir merhaba

Biraz vakitsizlik biraz isteksizlik sebebi ile bloğa girişlerimin azaldığı günlerde bir de üstüne blogere yasak gelince iyice girip bakmaz olmuştum. Şimdiye kadarki yazılarıma ulaşamama düşüncesi ile wordpress'e aktarım yapmış olsamda oradan yazılar devam etmek hiç içime sinmedi.

Bu arada hayatımızda pek çok yenilik oldu. Birinci ve en önemli değişimi bloğun sağ üst köşesinde baldanadamın yaş belirtecinin altında görebilirsiniz :)
Buna bağlı olarak yeniden işten ayrılıyorum. Kardeşi gelmeden oğluşumla başbaşa bir yaz geçirebilmek için doğum iznini beklemeden işten çıkmaya karar verdim. Zaten 2. çoçuktan sonra işe geri dönmeyi düşünmüyordum. Allah nasib ederse 2 ay sonra
işten ayrılıp jubilemi yapacağım ve yoluma çoluk çocuğa karışmış ev hanımı bir anne olarak devam edeceğim. Bir daha ne zaman iş hayatına dönerim yada dönmek istermiyim Allah bilir artık. Üçüncü ve son değişimde taşınmamız olacak. Uzun zamandır hayal ettiğimiz ve araştırdığımız site içinde, çoçuk yetiştirmeye elverişli eve sonunda kavuşutuk. Taşınmanın çoçuklar için büyük bir değişim olduğunu bildiğimden uzun zamandır kuzumu bu fikre alıştırmaya çalışıyorum. İlk başlarda pek kabullenememişti hemen tepki veriyordu. Taşınmayalım ben bu evimizi çok seviyorum diyordu. Yeni eve tekerlek takıp mahallemize getirelim diye önerilerde bulunuyordu. Şimdilerde tepkileri azaldı ne zaman taşınacağız diye sormaya başladı. Gideceğimiz yer tam çoçuklara göre olduğu için ve bende artık hep yanında olacağım için alışmakta çok zorluk çekmemesini umuyorum. Zira taşınmamamızdan yaklaşık 5 ay sonra da kardeşi teşrif edecek inşallah. Bu süreyi çok iyi değerlendirmem gerekecek.

Hayatım birden bire 180 derece değişiverdi. Yeni bir ev, yeni bir hayat tarzı ve nasipse yeni bir kuzu beni bekliyor. Heyecanlıyım...

8 Şubat 2011 Salı

Uyku sorunsalında son durum

Bir haftalık denememizin sonunda akşam uyku saatini ortalama dokuza çekebildik. Sabahları istisnasız sekizde uyanıyor. 3 yaş cocuğunun ortalama uyuması gereken süresinden bir saat daha az ama belirgin bir sorun olmadı şimdilik.

Böylece aramızdaki en büyük çatışma sebebini yok etmiş olduk. Öğlen uykuya zorlanmadığı için, akşamda yorgunluktan fazla itiraz edemediği için uyku yüzünden tartışma miktarımız azaldı. Hafta sonu baldanadam sekiz buçukta uyuyunca sonradan kalan vakitte film bile seyrettik uzun bir zamandan sonra :)Bu öğlen uykusu işi onada bizede iyi geldi şimdilik. Umarım düzeni bozmadan devam edebiliriz.

6 Şubat 2011 Pazar

30 olduk!


Olduk derken lafın gelişi değil. Baldan kuzunun anne ve babası olarak en enteresan ortak noktamız doğum günümüz. Aynı yılın aynı günü farklı şehirlerde doğmuşuz. Farklı yerlerde büyümüşüz. Yıllar sonra aynı işyerinde yollarımız birleşti ve bir daha ayrılmadı. Allah ayırmasın...

Sevgili babişkomuz iyiki doğdun. İyiki eşim oldun. Kuzucuğumuzla birlikte daha nice nice doğum günlerimizi hepbirlikte kutlamak dileğiyle...

1 Şubat 2011 Salı

Uyku sorunsalı


Baldanadam doğduğundan beri uykuyu çok seven bir bebek olmadı. Sese ve ışığa duyarlıydı. Onu uyutmak için bir saat uğraştığım halde yarım saatte uyandığı çok olmuştur. Hele o gece yarım saatte bir uyanması yokmuydu bebek gibi uyumak deyimini kendi içimde çok sorguladım :)Büyüdükçe gece sık uyanmaları azaldı ama bu seferde geç yatma problemimiz başgösterdi. Yatmadan önce çeşit çeşit bahaneler uydurma, yataktan kalkmak için her fırsatı kollama...

Öğlen uykusu da artık faydadan çok zarar vermeye başladı bize. Neredeyse saat üçe doğru uyuyor ve iki saatte zorla kalkıyor. Saat beşte uykudan kalkan çocuk haliyle erkenden gece uykusuna geçmiyor. Artık 3 yaşında ve öğle uykusununda vazgeçip vazgeçmeme konusunda karar vermemiz gerekiyor. Dün ilk denememizi yaptık ve akşam dokuz buçukta yataktaydık. Bahane üretmeye hali kalmamış balbebeğim saat ona gelmeden uyuyup kaldı. Fakat sabah erken uyandı o yüzden bugün akşama kadar dayanabilirmi bilmiyorum. Yorgunlukla sızıp erkenden uyumasını istemiyorum. O zamanda gecenin bir saati cin gibi kalkacak hemde akşam birlikte vakit geçiremeyeceğiz. Öğlen uykusu biraz öne çekilse ve gündüz en fazla bir saat uyusa en ideali olacak aslında ama onuda annem haftaiçi uygulayamıyor malesef.

Bu hafta öğlen uykusunu iptal ederek düzenimizi yeniden oluşturmayı denicez bakalım. Tek seferde gerektiği kadar uyuyabilirse bu şekilde devam edebiliriz. Çalışan bir anne olarak akşam çok erken uyuması işime gelmiyor ama bağışıklık sisteminin güçlü olması ve gelişiminin normal seyrinde devam edebilmesi için en azından saat ondan önce uyumuş olması gerekiyor. İnşallah mutlu sonra ulaşabiliriz.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Kış günleri

Baharı iple çekiyoruz artık. Buz gibi soğuk hava, kol gezen salgın hastalıklar... Şimdilik evimizde hayallerimizle avunuyoruz. Ömerin hayallerinden biri Silivriye gidip dedesinin alacağı tahta ve çivilerle oynamak. Benim hayallerimden biriyse bir ağaç dikme etkinliğine katılmak. Neyseki hayallerimiz çok uçuk değil. Allah sağlık verirse hepsini gerçekleştiririz umarım.

Ömerin burnu akığı ve öksürdüğü için bu haftada bir yere çıkamadık ve geçen yazın fotoraflarına bakıp avunduk. Bu arada ömer bu seferki hastalığıda ilaçsız savuşturmak üzere maşallah. Cuma gecesi hafif ateşi de çıkmasına rağmen hiç ilaç vermedim. Ateşi düşene kadar üstünü soyup başında bekledim. Tabi genel durumu iyiydi yoksa ateş düşürücü vermeden beklemeye cesaret edemezdim. İştahında bir sorun olmadı, neşesinde de çok şükür. Tek problem eve tıkılıp kalmak oldu. Hayalimizde çok yerlere gidip geldik çok işler bitirdik gerçi :) Kah salona çiçek bahçesi yaptık, kah mahallemize bir oyun evi inşaa ettik. Dün akşam Pandasına okaliptüs yaprağı almak için babasıyla Çine gidiverdiler mesela tabi uçakla :)

Hiç oyuncağı olmadan günlerce idare edebilir durumda şu anda :) Yanında hayali oyununa ortak olacak birini bulsun yeter. En güzel benle oynuyor ama duygusal frekansını yakalabilen başka biri de olursa hemen uyum sağlıyor. Hiçbir konuda baskıyı kabullenmiyor, sadece ikna ile yönlendirilebiliyor. Mesela kimse o istemeden onu öpemez. Hemen karşı koyar. Bana benzemiyor bu konuda ben aşırı uyumluyum ama onun bu huyunu çok seviyorum. İnandığı şeyi savunsun ama iletişime, iknaya da açık olsun istiyorum.

Havalarla başlayıp kişilik tahliliyle devam eden bu yazıyı bitirsem iyi olur yoksa sonunu getiremeyeceğim. Bu aralar işte biraz yoğunum o yüzden sık sık bloğu güncelleyemiyorum ve takip ettiklerimide okuyamıyorum. İşlerin hafifleşmesini ve blog alemine en azından takip olarak geri dönebilmeyi umuyorum. Herkese sevgiler...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Başlıksız


Hafftasonumuz biraz hayalkırıklığı ile geçti malesef. İnşllah mı demedim bilmiyorum. Dün Ceydoşun doğum gününe gidemedik. Sabah hapşırık ve burun akıntısıyla kalkan oğluşu soğuk havada dışarı çıkartmaya gözüm yemedi. Kendisini gitmeye hazırlamış olan Ömercim de hayal kırıklığıyla hırçınlık yaptı bol bol. Öğlen uykusu için zor bela yatağa yatsada bir saat geçmesine rağmen uyumadı. Bende o uyumayınca hayal kırıklığına uğradım. Karşılıklı inatlaştık. Uyumadan yataktan çıkamayacağını haykırdım kendisine :( yarım saat ağlama sonucunda yenik düştü yavrum ama bana küstüm diyip arkasını dönerek.

Tabi pişmanlık boğazıma düğüm oldu sıktı beni yine. Sabır sınırsız değil. Olamazda ama neden bu minnoşlar uyurken bu kadar masumlar. Küstüm diyip arkasını dönmesi çok dokundu. Sevdiği tatlıyı yaptım uyurken. Babasını aradım. Ne zamandır almaya söz verip hala almadığımız itfaiye aracını bulmasını istedim. Hayal kırıklıklarını,üzüntülerini maddi şeylerler unutturmak değildi amacım ama onun gülen yüzünü görmeye ihtiyacım vardı. Helede mutsuzluğuna benim tahammülsüzlüğüm sebep olmuşken. Böyle zamanlarda iç sorgularım başlıyor hemen. Önceden olsa kendimi çok kötü bir anne ilan edip suçluluk duygusuyla kıvranırdım (Şimdide kıvrandım biraz ama geçti:) Annelikle geçen 3 yıl sonunda onun için ideal bir ortam yaratmanın anlamsız ve hatta zararlı olduğuna karar verdim. Yaşadığı bu küçük hayal kırıklıkları ve mutsuzluklar aslında onu güçlendiriyor.

Ağlayarak uyandı. Yanına gittim. Küstüm dedi yine bana. Özür diledim. Babası süpriz hediyesini getirene kadar arayı düzeltmiştik ve eski neşeli moduna geri dönmüştü neyseki. İtfaiye arabası ve banada süpriz olan Şimşek oğluşa kısa günün karı olarak kaldı.

12 Ocak 2011 Çarşamba

bir bardak su içtiğimde ikincisini içememektir...


Bu sabah blogçu annenin 11 derste ebeveynliğe hazırlık yazısını okuyunca henüz anne olmayan iş arkadaşlarımla paylaşmak istedim. Komik ama korkutucu olduğunu söylediler. Çocuk sahibi olmakla ilgili olarak verdiğim kötü izlenimi silmek için onlara dün akşam oğlulma yaşadığımız diyaloğu aktardım...

Baldantanlımla yatmadan önceki sohbetimizi yaparken konu birbirimizi kızdıran ve hoşumuza giden şeylere geldi. Benim Ömeri kızdırıdığım noktalar şöyleymiş(kendi cümleleriyle yazıyorum)

Hımmm………… düşüneyimmm………………meselaaa…………Uyumamaktır (yani kendisini istemediği halde zorla uyumasını istemem)
Başkavarmı?
Hımmmmmm……bir bardak su içtiğimde ikincisini içememektir (yatmadan önce uyumamak için sürekli bişeyler istiyor da su üstüne su sonra gece vaktinde çişe kaldıramazsam şorr:)

Başka düşündü düşündü bulamadı. Sonra bana beni kızdırmayan şeyleri sordu. Bende baya saydım. Birlikte oyun oynamak, pijamalarını kendin giymen, yere bişey döktüğünde geri toplaman(aslında her zaman yapmıyor, pekişsin diye sürekli yaptığını söylüyorum ) vs.vs. sonra kendisi hatırlattı temizlik diye (çoğuğa evi temizletiyorum da he he he)

Bende evet dedim seninle birlikte temizlik yapmak çok hoşuma gidiyor hem evin işleri de hallomuş oluyor dedim. Bu arada o yatağında yatıyor bende çekyatta ışıkta kapalı. Ben temizlikle ilgili sevdiğim şeyleri sıralarken hiç konuşmadan kalktı yatağından geldi yanıma sıkıca sarıldı bir de öptü. Sonra yerine geri gidip yattı yine.

Yani diyeceğim oki ordaki maddeleri yaşamaya değiyor hemde fazlasıyla :)

Not: Cifle fayansları temizliyor nihohahaha

10 Ocak 2011 Pazartesi

La Fonten Orman Mahkemesinde


Sonunda bu hafta sonu şeytanın bacağını kırıp evden dışarı çıktık. En kötü ihtimal jetonlu oyuncaklarla oynar diye düşünüp Cevahir AVM ye gitmiştik. İçimden muhakkak bi çocuk oyunuda buluruz diye düşünüyordum. Cevahirdeki devlet tiyatroları sahnesinde bu ay çocuk oyunu olmadığını öğrenince biraz hevesimiz kaçtı ama neyseki alt kattaki atlantis sahnesinde iki farklı oyun oynanıyormuş. İlki La Fonten Orman Mahkemesinde adlı oyun. Bu ay her cumartesi pazar saat 11:00'de ücretsiz olarka gösteriliyormuş. Diğeri 5Taş çocuk tiyatrosunun "Ah Bir Büyük Olsam" adlı oyunu. Biz saat 11:00'a çeyrek kala orda olduğumuz için gişeden ücretsiz davetiyemizi alıp La fonten Orman Mahkemesinde adlı oyunu izledik. Oyunun konusu çevre duyarlılığı ve korkutucu sahneler yok. Oyunun bitiminde çocuklara oyundan sahnelerin cizildiği boyama kitabı ile minik parmak kuklalarının hediye edilmesi de çok hoşumuza gitti. Sonrasında jetonlu oyunlarda biraz vakit geçirdik biraz. AVM lerde vakit geçirmek severek yaptığım birşey değil ama soğuk kış günlerinde çok alternatif bulunamıyor bazen.




Oyunlardan bahsetmişken bayağı önce Şahmaran adlı oyunu da izlediğimiz halde bloğa yazmayı atlamışım. Sırası gelmişken izlenimlerimi ekleyeyim. Oyun bilindik şahmaran hikayesinin çocuk oyununa uyarlanmış hali. Doğrusu izlerken ben daha çok zevk aldım sanırım. Zaten yaş gurubu olarak 7-77 olarak belirlenmiş. Bu oyunda sahneler biraz karanlık ve hassas bıdıklar için ürkütücü gelebilecek sahneler var(Ömer pek aldırmıyor bu durumlara). Oyuncular sahneye seyircilerin arasından müzik aletleri ile ve şarkılarını söyleyerek giriyor ki Ömer buna bayıldı. Hikaye karışık olduğu için oyunda bir anlatıcı var küçük yaş gurubu çoçukların konu bütünlüğünü takip etmesi zor. Sonuç olarak ömerden çok bana yarayan bir tiyatro seansı olmuştu :) Neyseki bıdığım tiyatroyu çok sevdiği için hiç sesini çıkartmadan ve gözlerini ayırmadan seyretmişti yine.

4 Ocak 2011 Salı

Deneme bir iki

İki hafta oldu neredeyse sanırım yazmayalı. Herkes gibi benimde işte yoğunluğum arttı yıl sonu sebebiyle. İşte fırsat bulamayınca yazıların arası iyice açıldı tabi. Bu arada herkese yeni yılda önce sağlık sonra huzur diliyorum.

Geçen süre zarfında pek bir değişiklik olmadı bizde. Havalar soğuk gidince pek bir yerlerede çıkamıyoruz. Zaten küçük adam evden dışarı çıkmayı hiç istemiyor. Varsa yoksa evde hepberaber oyun oynayalım. Eskiden masa başında bişeyler yapmayı çok severdi. Bu aralar onada hevesi azaldı çok nadir masa başına geçiyor. Bizde ona uyuyoruz. Rol yaptığımız oyunlar, spor, birlikte yemek ve temizlik yapmak ve tabiki kitaplar en çok vaktimizi geçirdiğimiz şeyler. Akşamları birlikte spor yapmaya başladık. Minik spor hocamız bize çok komik hareketler yaptırıyor ama çok disiplinli olduğu için ses çıkaramıyoruz :)

Bir de meraklı miniğin ek olarak verdiği oyunlara artık ilgi gösteriyor. Bir çok oyun ve oyuncağın üç yaş üstü olmasında bir hikmet varmış demekki. Geçen ayın bisiklet tamircisi oyunu ve bu ayın kardanadam girdiyme oyununu çok sevdi. Sırasını bekliyor ve kazanmak için uğraşıyor. Dün akşam hile yapmayı bile keşfetti. Kardanadamının tamamlanması için zardan şapka çıkması gerekiyordu. Zarı fırlatması gerekirken yavaşça şapkayı çevirdi :) Tabi zar tutmasına göz yummadık :))


Herzamanki gibi kalabalık yetişkin gurubunun içide ve tüm ilgi onun üzerinde.Geçen gün ben anneannesiyle konuşurken onunla oynayamadığım için. Yeter artık konuşmayın daralıyorum diye bize çıkıştı. Bu durumdan hoşnut değilim ama elimden bişey gelmiyor. İlk çocukların şansımı dır sanssızlığımıdır bilmiyorum


Ve bu kolye tamamlandı. Bunu bir bayana hediye edebilirsin dediğimde bana hediye edeceğini düşünmüştüm ama kolye Ceyda'ya gidiyor :)


Kesme yapıştırması tamamen kendine ait tatlı bir kolaj.
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam