22 Aralık 2010 Çarşamba

Emzirme Reformu Mimi



(1) Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç?
- Malesef hamileliğimde emzirme ve anne sütü ile ilgili araştırmalar yaparken gerçek oranı görmüş ve çok şaşırmıştım. Eğer bilmeseydim %80 olduğunu düşünürdüm. Herhangi bir tıbbi olumsuzluk durumu haricinde anne sütünün bütün bebeklere verildiğini düşünüyordum. Gerçek oran yüzde iki bile değil. Çok acı. Bebeklerin onlar için yaratılan mucizeden basit sebeblerle mahrum kalmaları çok acı.

(2) Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz?
-Oğlumu ilk altı ay sadece anne sütüyle beslesim. Beşinci ayında işe geri dönmüştüm. Ondan sonrana onüç aylık olana kadar emdi. Sonra kendi isteğiyle bıraktı.

(3) Kaç ay doğum izni kullandınız?
-Doğum öncesi iznimin beş haftasını doğum sonrasına aktardım. Resmi iznim bitince 2 ayda ücretsiz izin aldım. Oğlum beşinci ayını doldurduğunda işe geri döndüm.

(4) Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?
-Kullanabildim. İşim evime çok yakın olmadığından yollarda vaktim kaybolur diye oğlum bir yaşına gelene kadar haftanın bir günü olarak kullandım.

(5) Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?
-Hayır karşılaşmadım fakat daha sonra bazı şartları zorladığım için sürtüştüğümüz oldu. Çünkü süt iznim bittikten sonra kullanmadığım yıllık izinleri haftanın bir günü kullanak suretiyle (bayağı vardı) oğlum iki yaşına gelene kadar yine 4 gün çalıştım. Daha sonra anlaşmazık yaşayarak işten ayrıldım. 9 ay süreyle evdeydim. İşyerim beni geri çağırdı. Şimdi direk 4 gün evde bir gün evden destek şeklinde anlaştık yani oğlum doğduğundan beri haftada döt gün işe gidiyorum.

(6) Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?
Kişilerle ilgili sorun hiç yaşamadım. Ama hastane, AVM, havalanı gibi yerlerde yetersiz bebek bakım odaları konusunda sıkıntım oldu. Yinede yardım istediğimde herkes yardımcı olmaya çalışıyordu. YKM'de alışveriş yaparken oğlum acıkınca toplantı odalarında emzirdiğim bile oldu. Ama ana-sağlık merkezinde kapısı olmayan sağlıksız bir ortamda sinir olarak emzirdiğimde oldu. Kalabalık bir otobüste oğlum acıktığı için ağlarken bir teyzenin çekinme yavrum emzir diyerek örtünmek için şalını teklif etmesini ise hiç unutmuyorum.

(7) Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?

- Teknik bir desteğe çok ihtiyaç duymadım gögüs ucu yaralarıma göğüs kalkanı önerisini soyleyen bebek hemşiresine hala minnettarım ama psikolojik destek gerektirecek bir çok dönem geçirdim. Annemin, eşimin ve çalışan anne olan başka arkadaşlarımın destekleri çok oldu. Kendi kendimi motive etmeye çalışım hep.

(8) Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?

- Emzirmeye çok kararlı ve istekliydim. Normal doğum olmasına rağmen yaşadığımız sağlık problemleri sebebiyle oğlumu hemen emziremedim. Sütüm geç geldi ve oğluma mama verildi. Lohusa halimle yıkıldım resmen. Sütüm neredeyse 1 hafta sonra gerçekten geldi. Bu arada oğlum sarılık da oldu ve süt yetmiyor baskısı malesef bir üst sorudaki destekçim olan annemden geldi. İlk zamanlar üzülüp ağlıyordum. Sütümün geldiğine inandıktan sonra ilk bir ayım onu ikna etmeye çalışmakla geçti. Mama kutusu demokratesin kılıcı gibi sürekli annem tarafından bana teklif ediliyordu. Herseferinde reddederken acaba oğlumu açmı bırakıyorum diye ikilem yaşıyordum. İnternetten sürekli araştırıp doyup doymadığını anlamaya çalışıyordum. Tartıya gidene kadar kriterim günlük çıkardığı bez sayıdıydı ama annem internetteki bilgilere pek güvenmiyordu. Aylık kontrolumuzde dört kilo doğan oğlumun beş kilo sekizyüz gram olduğunu öğrenip gözlerimiz fal taşı gibi açılınca annem bir daha bana sütün yetmiyor baskısı yapmadı ve oğlumu besleyeyim diye beni elleriyle besledi sağolsun :)

(9) Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?
-
Evet. İşe yeni geri döndüğüm zaman o kadar kafayı takmıştımki bu konuya. Sağlık bakanlığı ilk altı ay anne sütü diyordu ama aynı devlet çalışan anneleri iki ay sonra işe geri çağırıyordu. O zamanki parlementodaki tüm kadın milletvekillerine, anne-bebek sorunları ile ilgilenecek sivil toplum kuruluşlarında ve bazı gazetecilere mailler atmıştım. Geri dönenler çok olmuştu. Bireysel bir haykırıştı benimki. Şimdi böyle genele yayıldığını görmekten çok mutlu oluyorum. Teşekkürler Elif.

(10) Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için http://emzirmereformu.com/adresindeki formu doldurmanız yeterli.

Destekledim. Okuyan herkesi de desteklemeye çağırıyorum ve bu mimi henüz yazmamış herkese gönderiyorum.

21 Aralık 2010 Salı

Davulcu Dedeyle Ali


Bir varmış bir yokmuş. Yaşlımı yaşlı,saçı sakalı bembeyaz, birazda tombulca bir dede varmış. Bu dedecik elindeki kocaman davuluyla sokaklarda gezer, nerede bir düğün görse hemen yanaşır sorarmış. "Merhaba dostlar, sevgili güzel insanlar. Bu mutlu gününüzde istermisiniz size davul çalayım. Hep birlikte eğlenelim gülelim. Halaylar çekelim" Kimisi kabul edermiş bunu kimisi etmezmiş. Ali'nin abisinin düğününde davulcu dedenin teklifi seve seve kabul edilmiş. Başlamış dede davulunu çalmaya o tokmakla vurdukça davula, herkes coştukça coşmuş. Türküler söylenmiş, halaylar çekilmiş. Herkes çok ama çok eğleniyormuş.

Biraz sonar davulcu dede yorulmuş. Dinlenmek için davulunu yere koymuş koymasına ama koyduğu yerin yokuş olduğunu farkedememiş. Davulcuk paldır küldür yuvarlanmaya başlamış. Dedecikte hemen peşinden koşmuş. Nasıl koşmasın! Davulu onun hem geçim kaynağı hem bunca yıllık can yoldaşıymış. Ne yazıkki dede ne kadar hızlı koşmaya çalışsada davula yetişemiyormuş. Artık nefes nefese kalmış. Davulda hızla bir ağaca doğru gidiyormuş. Dedecik davula yetişemeyeceğini anlamış. Sevgili davulunun ağaca çarpacağını düşünerek üzüntüyle beklemiş. Ama birden birinin yanından rüzgar gibi geçtiğini farketmiş. Yanından geçen Aliymiş. Ali oyle hızlı koşuyormuşki davul ağaca çarpıp parçalanmadan onu durdurmuş. Sonra kucakladığı gibi dedenin yanına getirmiş. Dedecik çok sevinmiş. "İyi yürekli, merhametli Ali'cim sen beni sevindirdin ettin Allah'ta seni sevindirsin" diyerek dualar ederek teşekkür etmiş. Birine yardım ettiği, faydalı olduğu için Ali'ninde içi sevinçle dolmuş. Birlikte düğün alanına dönüp eğlenmeye devam etmişler.

Ertesi gün Davulcu Dede Ali'ye kendi elleriyle yaptığı küçük bir davul getirip hediye etmiş. Ali davulunu o kadar çok sevmişki Dedeye binbir teşekkür etmiş. Yıllar geçip büyüdüğü halde Davulcu dedenin hatırası olan davulunu hep odasının başköşesinde saklamış...

Küçüklüğünden beri uyku öncesinde uydurduğumuz hikayelerin sayısı yok. Bu hikayi de davulu çok seven Baldanadam için ben uydurdum. Çok ama çok sevdi. Hatırası kalsın istedim...
Not: Nurdan sana tanıdık geldimi :D

19 Aralık 2010 Pazar

Allah'ta seni güldürsün kuzucuk...



Komik diyalogların çoğu unutuluyor. Akılda kalanlar saklansın bari dimii blog :)


Anne: Tavuk hanım gıt gıt gıt yapıpp pıt diye bir yumurta yumurtlamışşş
Baldanadam: Ayı da pıt diye bir yumurta yumurtlamış
Anne: Ayımı hihohaahaa ayı hiç yumurta yaparmı oğlumm
Baldanadam: Zaten o yemek için yapmıyo, seviyoz biz o yumurtayı sonra yerine geri koyuyoz, poposuna geri takıyoz
Anne: :D :D :D


Anne: Bay mikrobun bizi hasta etmemesi için güçlü olmalıyız. O zayıf bünyeleri hasta ediyor
Baldanadam: Bugün şişman bünyeliyim beni bugün hasta edemez.
(Söyleyecek sözü kalmamış anne)

Leke içindeki halılar beraberce sabunlu bezle sildindikten sonra oğluş ellerini lavaboda yıkamaktadır. Anne içeriden seslenir.
Anne: Oğlum ellerini iyi durula çok sabunluydu
Baldanadam: Ben iyi duruluyorum zaten karışma sen!
Anne: Tamam pardon!?!?


Babayla salonda minderlerle çadır yapmaca oynarlarken. Babası oğluştan çadır kazıklarını çakmak için balyoz ister (Hayali kazık ve balyoz)Hızla içeri koşturan baldanadam kafasına göre bir masuscuktan balyoz bulamaz. Yastığını kapıp getirir
Babişko: Oğlum yastıktan balyoz olurmu hihohahaha..
Baldandadam: Bu seferlik böyle olsun.
Babişko: Peki.

16 Aralık 2010 Perşembe

Seni seviyoruz bay mikrop


Son bir kaç gündür hayatımızı ne kadar kolaylaştırdın sen Bay mikrop. Sayende Baldanadamım salata tabağına saldırıp, karnıbahar yemeğini kaşık kaşık götürüyor. Yemekten sonra sen hasta edemeyesin diye dişlerini fırçalamaya da koşuyor. Hele oyun oynadığı için sürekti beklettiği çişini senin sayende koşa koşa yapmaya gidince artık ben mest oldum. Seni seviyoruz bay mikrop :)

Bu da şarkımız

Bay Mikrop, Bay Mikrop
Beni hasta edemezsin
Yemeğimi böyle yiyorum,
Sütümü de böyle içiyorum,
Meyveleri, sebzeleri bol bol yiyorum.

Bay Mikrop, Bay Mikrop
Beni hasta edemezsin
Ellerimi böyle yıkarım,
Saçımı da böyle tararım,
Dişlerimi fırçalarım
Erken yatarım

Not: Çok eskiden beri oynadığımız yaramaz mikrop parmak oyununu geliştirerek, yaramaz mikrobu konuşturmaya başladım. Yaramaz mikrop oğluşa seni hasta etmek istiyorum lütfen sağlıksız beslen dedikçe baldanadamcım sağlıklı beslenmek için gayret etmeye başladı. Umarım bu oyunu uzun zaman sürdürebiliriz...

14 Aralık 2010 Salı

Yaptıklarımızdan

Bu aralar evde neler yapıyoruz pek yazmamışım. Fotoraflarda babanın telefonunda kalınca ara iyice uzamış.


Çizgi çalışması


Yaptı ama pek sevmedi. Bir daha hazırlamam herhalde :)


Bu çocuk eskidi bile orman gözcüsü olarak oyunlarımıza katılmıştı. Ömerde itfayeci...


Beş litrelik pet şişeden çöp sepeti. Ömer yapıştırmama yardım etti...


Küçük pet şişeden kalemlik. Bunuda beraber yapmıştık. Sonra ben göz ve ayak ekledim ama sevmedi o halini söktü eklediklerimi...


Buda meraklı miniğin son sayısından hevesle yapılan elektirik süpürgesi. Temizlik şirketini çağırıyorum pek gençten bir eleman resimdeki makinesiyle gelip evimi süpürüyor...

12 Aralık 2010 Pazar

Hasta kuzuda son durum


İyi haber Ömer daha iyi, kötü haberse Ömerden sonra ben, daha sonrada babişko şifayı kaparak resimdeki adam gibi olduk. Haftasonu evde soğuk algınlığına karşı yoğun bir savaş halindeydik. Aldığımız önlemler Ömer için işe yaradı çok şükür. Bende bugun itibariyle toparlanma yoluna girdim. Neler yapmışız kısaca özetlersek

* Elma kabuğu,ıhlamur,zencefil karışımı çay
* Ebegümeci çayı
* Bol bol meyve suyu (portakal,nar)
* Meyvenin kendisi(elma,ayva,mandalina)
* Ballı karaturp suyu
* Ezilmiş çörekotu-bal karışımı
* Tavuk suyu çorba (2 kez yaptım)
* Odasını bol bol havalandırma
* Kaloriferin üstüne ıslak havlu koyarak havanın kurumamasını sağlama
* Burun açık kalması için deniz suyu spreyi(malesef pek sevmiyor yaptırmayı)

Bide bu hastalığın bize bir getirisi oldu. Sonunda ömer sümkürmeyi öğrendi. Kağıt mendilede sümkürteç adını taktık. Burnu akınca sümkürtecini kendisi alıp burnunu çekti.

Cumartesi A.Rasim Küçükusta'nın yazısını okudum. Amerikada 6 yaşından küçük çocuklara soğuk algınlığı ilaçlarının yasaklanması tavsiye edilmiş. Okunası bir yazı...

7 Aralık 2010 Salı

Hasta kuzum


Pazar günü o soğuk havada seni dışarı çıkardığım için çok pişmanım. Keşke babanın sözünü dinleseydim. Bir önceki günün bahar havasından sonra birden bu kadar soğuk olacağını tahmin edememiştim. Şimdi keşkeler işe yaramıyor. Üzgünüm...

Akşam uyumamak için yaptığın bin bir numaradan sonra, en son istediğin suyu getirmeye giderken peşimden kalktığında sana sertçe yatakta kal dediğim için üzgünüm...

Sözümü dinlemeyip peşimden geldikten sonra su içmeyi bırakıp yine dolabın arkasındaki tahta parçasını istediğinde sana yeter artık diye bağırdığım için çok çok üzgünüm...

Yaşlı gözlerini görünce dayanamayıp gözlerim doldu ya, sana sert davrandığım için özür dilediğimde sende bana kıyamadın seninde gözlerin doldu ya içim cız etti kuzucum. Seni çok seviyorum.

Ah o tıkalı burun ah. Sen nefes almakta zorlandıkça benim de nefesim kesildi. Ben başucunda beklerken, sende yat annecim dedin ya içim pişmanlıkla yine burkuldu durdu. Keşle çıkmasaydık pazar günü...

Allah tüm hasta kuzulara şifa annelerinede dayanma gücü versin. Aminn...

Baldanadamdan TV incileri

Dedesinin evinde TV var baldanadamın. Calliou'yuda keşfetmiş durumda. Dede sıkıyönetimle salonun sigortasını indirmekte bulmuş çareyi. Fakat küçük adam olayı keşfetmiş. Dedesinin bir iş için dışarı çıkmasını fırsat bilen baldanadam anneannesine dedem gitti sigortayı kaldırabilirsin demiş önceki gün. Başka bir gün dedesi evde bulduğu uzun sopayla sigortayı kaldırmaya çalışırken yakalamış baldanadamı. Dün de akşam yemeğinde durup dururken eve TV almak istediğini söyledi.

Baldanadam: Ben televiyon istiyorum.
Anne: Televizyon özellikle çocuklara zararlı bu evde tv istemiyorum.
Baldanadam: Ama ben istiyorum. Programm var programmm
Anne: Ne programı var?
Baldanadam: Senin kanalını seyredersin (Sağdan yaklaşıyor sıpa)
Anne: Sende kendi kanalını istersin babanda kendisininkini ister tv yüzünden kavga ederiz olmaz.
Baldanadam: Ben kendim alırım.
Anne:Paran yok oğlum nasıl alacaksın?
Baldanadam: Kumbaramdaki para çok olunca alırım...
Anne: Bu istek çok erken olmadımı ya okula gidene kadar rahat oluruz sanıyordum(iç ses)

30 Kasım 2010 Salı

3 Yaşına mektup


Ben 30 yaşına yaklaşırken sen 3 yaşını dolduruyorsun. Her günü bol telaş, bol endişe, sürekli vicdan azapları ile ama aynı zamanda bol neşe, mutluluk ve tatlı heyecanlarla geçen 3 yıl. Hamilelik dönemini de sayarsak neredeyse 4 yıldır içim dışım senle dolu, her aldığım kararda, her planladığım işte sen varsın.

Zaman büyük bir hızla akıp giderken en çok seninle ilgili anlar kafama kazınmış. Doğduğun andaki rahatlamam ve mosmor halini gördüğümde hissettiğim endişe. Yirmibir günlükken doğumda omuzunun kırıldığını ve boynundaki rahatsızlığı öğrendiğimdeki perişanlığım. Kırkın çıkana kadar akşamlarımızı kabusa çeviren kolik karşısındaki çaresizliğim. İşe başladığımdaki mutsuzluğum. Anne sütü ile ilgili en ufak problemde biberonları fırlatıp yarın istifa ediyorum diye ağladığım sonra sakinleşip vazgeçtim gelgitli günler. İşyerinde süt sağma maceralarım... Sakın zamanın hep olumsuz hislerle geçtiğini sanma. Yaşattığın sevinç, etrafına yaydığın neşe her şeye değer. Seni uyurken seyretmenin, bıcır bıcır konuşmanı dinlemenin, birlikte oyun oynarken seninle tekar çocuk olmanın verdiği huzuru bir anne başka nerde bulabilirki. Sen benim dünyadaki cennetimsin. Doğum günün kutlu oldun canım. İyiki doğdun...

29 Kasım 2010 Pazartesi

Darbukatör

Link: Darbukator baldan :)



Ne zamandır eklicem eklicem unutuyorum. İşte baldanadamın darbuka performansı. Video bayağı eski. Çok gürültü yaptığından darbuka şimdilik yükseklere kalktı.

25 Kasım 2010 Perşembe

Garip huylar

Sevgili Delianne bana garip huylarımı sormuş.Düşündüm düşündüm garip sayılabilecek huy ancak bu kadar çıkarabildim. Seninde dediğin gibi adı konmaya başlanınca huylar garip gelmiyor galiba Delianne. Kendimle ilgili bişey yazacağımz zaman tıkanıp kalmamda garip huydan sayılıyorsa altı tane ediyor ancak :)

1. Huymudur yaratılışmıdır bilmiyorum ama unutkanım. Ömer doğduktan sonrada arttı bu unutkanlıklarım. Şemsiyemi,kartımı,telefonumu unuturum, mutfakta yemeğe sırtım dönük bilgisayarın başındayken yemeği unutur dibini tuttururum. daha bu sabah anahtarımı ve dolayısıyla akbilimi unuttum. Ne olacak bu halim hiç bilmiyorum.
2. Çok hızlı yemek yerim. Kötü bir huy ama vazgeçemiyorum. Aile dışı ortamlarda yemeğini en hızlı bitiren genelde ben olurum aile içinde hızım ortalama sayılır. Yani bu huy tamamen genetik :)
3. Müsait olan her ortamda şarkı söylerim. Sesimde fena değil neyseki, yoksa yanımdaki insanların hali haraptı. Hatta bu durum ömerle benim aramda bir iletişim yöntemi olmaya başladı.
4. Her duruma uygun bir karikatur aklımda vardır :)
5. Hiç bir kozmetik ürünü kullanmıyorum. Zaten düşkünlüğüm yoktu ama şu parabenin yaptıklarını öğrenince tamamek kestim. Buna en basit el kremi bile dahil. Hayatımda sadece su ve beyaz kalıp sabun var. kendim için kullanmadığm şeyleri tabi oğlum içinde kullanmıyorum. Bebekken de sadece badem ve zeytinayağına buluyordum şekeri.


Bende bu mimi yazmak isteyen herkese gönderiyorum...

21 Kasım 2010 Pazar

Baldanadamın dilinden


Oyun sırasında:
Baldanadam: Hadi öğretmencilik oynayalım. Sen öğretmen ol, ben öğrenci, babamda düdük (müdür demek istiyor :)

Baldanadam kucağa gelmek için pazarlık eder:
Baldanadam: Şu ilerdeki beyazarabaya kadar taşı
Anne: Tamam( Beyaz arabaya kadar gelinir)
Baldanadam: Bu araba dememiştim şu ilerkedi beyaz arabaya kadar taşı (Bu pazarlığın sonu gelmez)

Harbiye askeri müzesine mehter konseri dinlemeye gidilmiştir ama mehteran bölüğünün başka bir şehirde olduğu öğrenilir. Akşama kadar neden orada olmadıkları tekrar tekrar sorulur. Gece yatarken:
Baldanadam: Anne neden mehter yoktu?
Anne:Başka bir şehire gösteri yapmaya gitmişler
Baldanadam: Ama ben hayal kırıklığına uğradım(Gözler sulanmış, ses titriyor)
Anne:Üzülme oğlum geri gelecekler ben seni yine götürücem(Bir daha telefon edip teyit almadan oğluşu hiçbiryere götürmem)

Anneyi iyice kızdırıp sinirlendirdikten sonra oğluş anneyi yanına çağırır ve eğilmesini rica eder sonra yanağından şap diye öper :)

Tatil günlerinin sonuna doğru pazartesi işe gideceğimiz oğluşa hatırlatılır.
Baldanadam:İşe gitmeyin ben sizi çok özlüyorum
Anne: Bende seni çok özlüyorum canım...

:(

18 Kasım 2010 Perşembe

Herkese mutlu bayramlar...


Bayram geliyor diye evimizi süsledik.


Arkadaşlarımıza bayram tebrik kartı hazırladık ama henüz gönderemedik :)


Kurban bayramının anlamını ve bu şeker kuzunun başka çocukları nasıl doyuracağını anlamaya çalıştık.

İki gün kesintisiz bayram ziyareti sonrasında bugün evdeyiz dinleniyoruz. Herkese mutlu,neşeli,kalabalık sofralı, bol ziyaretli bayramlar...

10 Kasım 2010 Çarşamba

Televizyonsuz Ev


Evimize ilk televizyon geldiğinde herhalde üç yada dört yaşındaydım. Çocukluğum, ergenliğim hep tv karşısında geçti. Çizgi filmler, diziler, sinemalar... Vaktimi amaçsızca tv karşısında harcadım. O zamanlar aileler çocuk psikolojisinden ya anlamadıkları ya da şimdiki gibi önemsenmediği için mi bilmem yaşıma uygun olan, olmayan her türlü programı seyredebiliyordum. Clementine adlı bir çizgi diziyi hiç unutmam, ateşten şeytanın kötülük için kullandığı insanları yılan yada akrebe çevirip ateşe atması sahnesini korkudan kapının arkasına saklanarak seyrederdim.


Zamanla tvnin bana hiç bişey vermediğini ama vaktimi çaldığını, beni sanal bir hayata mahkum ettiğini görmeyi başardım. Evlenmeden önce ne kadar uğraştımsa evde tv açık oluğu için kendimi dizilerin, filmlerin cazibesinden kurtaramıyordum. Evlilik hazırlıkları sırasında eşimle anlaştık ve eve tv almamaya karar verdik. Bilen herkes bir süre sonra sıkılıp alacağımızı zannetti, özellikle benim ailem tv ye olan düşkünlüğümü bildiklerinden tvsiz hayata fazla şans vermiyorlardı.

Dört yıldır evimde televizyon yok ve hiçde aramıyoruz. Evimize gelenler genelde şaşırıyorlar sıkılmıyormusunuz diyorlar. Evde bir altın top varken sıkılmamıza imkan yok diyoruz. Ömer yokkende sohbet, kitap, sinema bir şekilde tvsiz geçiriyoruk günlerimizi. Bilmiyorum ömer evliliğimizin ikinci yılında doğmasaydı belkide bu kadar uzun süre tvsiz kalamazdık. Ama ömer doğduktan sonra hem çocuklara zararından dolayı hemde fırsat bulamayacağımıza inandığımdan dolayı tv defterini tamamen kapattık. Peki neler mi yapıyoruz akşamları. İş dönüşü ailecek mutfaktayız genelde önce hazırlayıp sonra yiyoruz. Sonra yatana kadar oyun,sohbet,cay-süt saati, oyun, kitap,oyun,oyun,oyun... :)

Evimizde tv olmamasının ailemizin iletişimine ne kadar katkısı oldu net bilemiyorum ama en azından vaktimi boşa harcamadığımı bilmek bile bana huzur veriyor. Ömere olan faydası ise bence gözle görülüyor. Dil gelişminin iyi olmasının en büyük sebebinin tv karşısında vakit geçirmemesi ve bizim de tek eğlencemiz kendisi kaldığından birebir çok vakit geçirmemiz olduğunu düşünüyorum.

Bu yazıyı benim gibi tv ipinin ucunu kaçırıp, diziden diziye atlayıp sonradan harcadığı vakit için vicdan azabı duyan, tv alışkanlığından kurtulmak isteyip, sıkılırmıyım diye düşünenlere cesaret vermek için yazmak istedim. Gerçekten evde tv yokken insan yapacak bir çok şey buluyor kendine ve tv hiç aranmıyor helede evde minik altın toplarınız varsa :)
Herkese sağlıklı günler...

3 Kasım 2010 Çarşamba

Kısa kısa


Pazar sabahı poğaça hazırlarken...


Todi ile pamuk. Fikir buradan...


Bakışı görünce elindekini silah sanmayın. O bir matkapmış


Kışlık alışveriş sonrası rutin kuş besleme seansımız.


Baldanadamımm benimmm...

2 Kasım 2010 Salı

Nasrettin inadın sonu


Geçen sene Küçük Kara Balık oyununu seyrettiğimiz Pınar çocuk tiyatrosu bu senede Nasrettin inadın sonu adlı oyunu sergiliyor. Geçtiğimiz pazar profilo sahnesinde üç bücür, üç anne olarak bu oyunu seyrettik ve çok eğlendik. Bol şarkılı, danslı, canlı orkestranın sahnede olduğu bir oyun. Nasrettin hoca fıkralarını bir hikaye gibi birleştirip sahnelemişler. Çok da hoş olmuş. Aslında oyunun tam olarak bizim 3 yaş gurubu kuzular ömer,ceyda ve ceylin'e hitap ettiği söylenemez. Fıkralar hiciv içerdiğinden mecaz anlamlarını kavrayamadılar ama zaten danslar ve müzik onları eğlendirmeye yetiyor. Ömer için orkestra ayrıyetten bir şans oldu. Bizimki vurmalı çalgılarla çok ilgili olduğu için davullu, darbukalı, defli orkestra çok hoşuna gitti. İlgilenenler için belirteyim oyun ücretsiz ve nisan ayına kadar her cumartesi pazar Profilo AVM de gösterimde.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Cumhuriyet Bayramı

Bu yazıyı cuma günü yazmış olmam gerekirdi ama evde olduğum günler bilgisayarın başına geçemediğimden herkesin Cumhuriyet bayramını bugün kutluyorum. Bayramımız kutlu mutlu olsun :)



Bu da Cumhuriyet Bayramı etkinliğimiz. Oğluş bir tek kağıtları kırpıştırmaya ilgi gösterdi. Lütfedip bir kaç tanesinide yapıştırdı ama sıra yaptığımızı babişkoya göstermeye gelince coşkuyla koşup bak baba annemle bayrak yaptık demeyi bildi :) Etkinlik vesilesiyle Cumhuriyet Bayramını ve anlamını anlatmaya çalıştım biraz ama cumleleri basitleştirip anlayabileceği seviyeye indirmek zor oldu. Bunun için biraz daha zaman gerekiyor sanırım...

Not: Fikir buradan.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Ben uyumıcam oynıcam

Sabah erken kalkıp gündüz uyumadığı bir gün akşam olmuş ama hala zıplamaktadır:
Baldandadam: Ben uyumıcam oynıcam,ben uyumıcam oynıcam(melodik olarak söylüyor)
Anne: Ne zaman ben uyuyacağım dedinki zaten(iç ses)
Baldanadam: Yeni bestemi nasıl buldun anne?
Anne: Bayıldım ama gel sözlerini değiştirelim
Baldanadam: Nasıl olcak?
Anne: Ben oynamıcam uyucam ben oynamıcam uyucam(aynı melodi tutturulmuştur)
Baldanadam:Ben uyumıcam oynıcam,ben uyumıcam oynıcam... :)

Herkese bol uykulu ve neşeli günler...

26 Ekim 2010 Salı

Duvar kağıdı oyunları

Evimizin rutubetinden çok çektik. Duvarlarımızda kağıt olduğu için rutubetten kabardılar, siyahlaştılar. Sile sile aşındılar. Baldanadamın sanatsal çalışmaları da ekleninde duvarlarımızın görünütüsü pek iç açıcı değildi. Apartmanca görüş birliğine varıp yalıtımı yapmamız 4 yıl sürdü. Oda sevgili babişkonun üstün gayretleri sayesinde. Yalıtıma harcadığımız milyarlardan sonra duvar kağıtlarını kendimiz yenileyelim dedik. Geçtiğimiz hafta ailecek gidip duvar kağıtlarını seçtik. İşimizin zor olacağını baldanadamın dükkandaki performansından anlamıştım ama niyet etmiştik bir kere...



Baldanadam uyurken işe başladık ama tabiki 2 saatlik süre bize yetmedi. Hemen olaya dahil olmak isteyen baldanadama kağıt ustası olarak kağıdı ölçme ve kesme işinde bana yardım etme düştü. Hakkını yemiyim aslında ölçerken metreyi tutması, keserken de kağıdı tutması sayesinde hız kazandım ama kağıdı kendi işaretlemek istemesi ve tutkalı ben sürecem diye inat etmesi yüzünden kazandırdığı zamanı katlarıyla kaybettirdi.

Hafta içi ara verip bu hafta sonu kalan yerleri devam ettik. Metre tutmak, kağıt işaretlemek bu hafta baldanadama yetmeyince bende bu sefer kargoculuk oyununu icad ettim. Kağıtları kesip baldanadamın sırtına yükledim. Elinede kağıtla kalemi tutuşturdum. Sen şimdi kargocu çocuksun bu kağıtları babaya teslim et imzasınıda almadan gelme dedim. Kargocu çocuk şevkle işine asılsı babaya kağıtları teslim etmek için onun yapıştırma işleminin bitmesini sabıra beklesi ve imzasını almadan asla geri gelmedi :)


Sonuç olarak kağıdı kendimiz yaparak bir miktar ekonomi yapmış olduk (ömer kendi odasını bir daha çizemeyeceğini anlayınca kağıdını yeniletmek istemedi bizde kabul ettik) ama oyunlarla işimize dahil etmeye çalışsakta evde bir çocukla bu işe girişmek oldukça zormuş. Bir daha sefer ihtiyaç olursa aynı cesareti gösterebileceğimi sanmıyorum...

20 Ekim 2010 Çarşamba

Üç boyutlu akvaryum



O kadar akvaryum gezdikten sonra bunun bir oyuncağını yapmamak olmazdı. Fikir aklıma buradan geldi. Tabi benim elimdeki malzemeler daha farklı olduğundan bizim akvaryumumuz daha farklı oldu. Fotorafta pek belli olmuyor ama balıklar karton kutuya iple asılı. Yapılışına ailecek dahil olduk. Balıkları kesmek babişkodan, boyamak ömerden ve benden, karton kutuyu hazırlamak ve arka planı çizmekte yine benden. Alttaki fotoda balıkları nasıl astığım daha iyi anlaşılıyor sanırım.


Dün akşam geç saatte aklımıza geldiğinden yaptıktan sonra fazla oynayamadık. Bu akşam akvaryum tiyatromuzda oyunlar sahneleriz artık...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Turkuazoo

Kesinlikle gittiğimize değdi. Çok eğlendi, eğlendik. Çeşit çeşit deniz canlıları, daha önce bildiklerimiz bilmediklerimiz... En çok beğendiklerimiz tabiki kocaman köpekbalıkları, vatozlar, ahtapot, denizatı, kedibalığı, atnalı yengeci ve en önemlisi o canlılarla birlikte yüzen dalgıçlar.





Minik balıkadamım


Anne bu balığın adı ne?


Gerçekten ürkütücü canlılar.


Dalgıçın gösterisini gözkırpmadan izleyen baldanadam.

Tabiki bu geziden sonra en favori oyunumuz dalgıç olup deniz dibindeki çöpleri toplama oyunu. Legolardan balıklarımızda yanaklarımızdan öpüp bize teşekkür ediyorlar :)

13 Ekim 2010 Çarşamba

Çoraptan tavşan Todi

Dün akşam eve girer girmez dikiş yapalım anne dedi. Tamam yapalım oğlum ama önce kumaş bulmamız lazım dedim. Eski çoraplarından yaparız dedi. Peki ne yapalım dedim. Bir düşüneyim dedi suratında hımmlama mimikleri ve sesleriyle. Bu arda bende bir yandan ellerimi yıkayıp üstümü değiştirmeye çalışıyordum. Sonra meraklı minikte gördüğüm ve çok hoşuma giden bir tavşancık geldi aklıma. Oğluşa tavşan yapalımmı diye sordum kabul etti.

Pekte eski olmayan ama rengarek çoraplarımı kurban verdim oluşun hevesine. O iplik çözdü, ben iğneye geçirdim. O kesti, ben diktim. O doldurdu ben kapattım. İşlem sırasınra o bana büyük terzi diye hitap etti bende ona minik terzi. Gül gibi geçinip gittik. Ve işte ortak çalışmanın sonucu ürünümüz.



Yapılışı çok kolay. Çorabın bir tekinin topuğunu içine diktim böylece boru şeklinde olmasını sağladım. Diğer çorap önce baldanadam tarafından ikiye bölündü sonra kulaklar için iki parça kestim. Kulakları tersinden diktim. Düz çevirdim. Oluş içine pamuk doldurdu. Kenarlarını içe kıvırarak ana gövdenin üstüne diktim. Sonra tavşanın yüzünü boyadım. Gerisi çorabı elinize geçirmeye ve hayal gücünüze kalmış. Herkese sevgiler...

Not: Biz terzilik işleri ile uğraşırken bize mama hazırlayan sevgili babişkomuza teşekkürler. Nefis olmuştu. Yapınca gerçekten güzel yapıyorsun ;)

12 Ekim 2010 Salı

Büyünce seninle evleneceğim anne


Son zamanlarda bana olan düşkünlüğü çok hoşuma gitsede bunun dönemsel bir durum olduğunun farkındayım.Cinsel kimliklerini kazanmaya başladıkları bu yeni dönemde kızlar babaya erkeklerde anneye düşermiş. Eskiden babamla uyucam diye ağlayan baldanadam şimdi sokakta yorulunca bile annemin kucağına gidicem diyor. Babayla aralarına bir mesafe girdi. Beni kıskanıyor, babişkosuyla aramıza giriyor ve büyüyünce seninle evleneceğim diyor :) Minik hayranıma bunun mümkün olamıyacağını tatlılıkla anlattım. Büyüyünce seveceği bir kızla evleneceğini söyledim. Şimidlerde evde bir düğün, nikah muhabebti geçince önce seninle evleneceğim diyor sonra ben itiraz edince bir kızla evleneceğim diyor :))

Kızların nasıl çiş yaptığını da soruyor bu aralar. Daha doğrusu pipilerinin olup olmadığını. Ona olmadığını ama çiş yapmak için kızlara özgü başka bir yerlerinin olduğunu söyledim. Bu tür soruları cevaplamak sanıldığı kadar zor değil aslında. Cevaptan öte tepkimiz önemli, normal bir sohbet konusu gibi davranıp basit cevaplar vermek meraklarını gidermeye yeterli oluyor. Tepkilerimizi o kadar iyi ölçüyorki eğer cevap verirken rahat davranılmazsa konuyu daha çok kurcalayarak ilgi çekmek için kullanacağına eminim ama ona bu fırsatı vermiyorum. Artık sorma sıklığıda azaldı yakında başka konulara geçer sanırım...

11 Ekim 2010 Pazartesi

Son zamanlarda bloğa hiç aktivite, oyun girmediğimi farkettim. Aslında tam gaz faaliyetlere, oyunlara devam ediyoruz. İşte akıldan kalanlar...


Meslek kolaj çalışması, trafik kuralları ile ilgili bir dergi okuduktan sonra yapmıştık. Başka eski bir dergiden trafikle ilgili resimleri seçip kestik. Yapıştırma ömere ait. Aynı çalışmayı diğer meslekler için de yapmayı düşünüyorum.

Tuvalet kağıdı rulosunda cik cik kuşumuz. Çok kolay, çok sevimli. Baldanadam yine yapıştırma işini üstleniyor. Tuvalet kağıdı ruloları çok işe yarıyor o yüzden biriktirmeyi ihmal etmiyorum. Yine tuvalet kağıdı rulosundan Meraklı miniğin son sayısındaki mekiğe rokette yaptık ama fotoraflayamadım. Mekiği roketle birleştirip geri sayım yapıyoruz ve roket ateşlendikten sonra mekik roketten ayrılıyor:)


İkinci çorap bebek denemem. Bu sefer en azından yavrucum bu korkunç oldu diye atmadı direk. İsminide kendi koydu "Panku". Panku beyi yaparken terzi olduk ikimiz. Terzi diye bir meslek var olduğunu öğrendi. Pankunun dizindeki yamayı kumaştan baldanadam kesti. İçini doldurmamada yardım etti.

Geçen sene de yaptığımız sonbahar yapraklarından ağaç resmini de yine yaptık. Hatta havalar iyice soğuyunca hızımızı alamadık pamuklarla aynı ağacın kış versiyonunuda yaptık. Fotoyu unutmuşum yine :)


Bu yaralı arkadaşlar baldanadamın son zamanlardaki en favori rol oyunu arkadaşları. Hikayemiz şöyle; Hayvancıkların ormanında yangın çıkıyor, kahraman itfayeciler(annişko ve oğluşko) hemen koşup yangını söndürüyorlar daha sonra kendisi bir veterinere bende hemşireye dönüşüyoruz. Bu seferde yaralı hayvanlarımıza ilaç sürüp yaralarını sarıyoruz ve ormanlarını eskisi gibi yapacağımızı anlatarak teselli ediyoruz. Legolardan yaptığımız ağaçları yangın bölgesine dikiyoruz. Pembe ineğimiz fidanların dibine gübre yapıyor! yağmur bulutlarıda yapmur yağdırıyor ve orman eski neşeli günerine geri dönüyor:)

Bundan önceki favori rol oyunumuzda pazarcılıktı. Sıraya müşteri ve satıcı oluyorduk. Yanlız bu oyunun en önemli yanı kıyafet uydurarak kılık değiştirmemizdi. Yaşlı teyze, yaşlı dede,yetişkin erkek, çocuk, hamile kadın rolerini dönüşümlü olarak oynuyorduk. Bu aralar cinsiyetle ilglili meslelerele çok alakalı olduğundan hamile kadın ve yaşlı teyze rolune girmesine izin vermedim tabiki. Bu cinsiyetle ilgili yeni dönem ayrı bir yazı konusu olacak başlığıda hazır. Büyüyüce seninle evleneceğim anne...

Herkese sevgiler. Bol oyunlu günler...

4 Ekim 2010 Pazartesi

Komikler


Baldanadam maraşta babasının omuzlarına kadar uzun saçlı, top sakallı fotorafını görür tanıyamaz. "Burada çok farklı çıkmışsın" der. Aradan zaman geçer konu değişir. Baldanadam yüzünde hınzır bir gülümsemeyle babasına dönüp "Artık kız baba dicem sana" der ve herkesi koltuklarından düşürür :)

Maraştan dönüşte babanın bir kaç gün daha izni kalmıştır. Anne işe gider baba evde olduğu halde ilk gün yemek yapmayı unutur. Akşam anne geldiğinde çekirdek aile telaş kıyamet yemek hazırlar. Baldanadamda çok acıkır. Karnım gurulduyo çabuk pişsin diye bas bas bağırır. Ertesi akşam babişko yemek hazırlamıştır. Sakin sakin sofraya oturulur. Baldanadam durum değerlendimesine başlar. "Dün anne işteydi babişko evdeydi ama yemek yapmadı bizde öyle aç aç kaldık" der ve bu sefer de bizi sandalyelerimizden düşürür :)

Anne oğul yaklaşan boş metrobüsü görüp hızlanır. Anne yetişemeyeciğini düşününce kuzusunu kapıp koşturmaya başlar. Metrobüs şöförü artık kalkmıştır ama bizi görünce yavaşlar ve durur. Durum baldanadamın da gözünden kaçmamıştır. Koca otöbüsün bizim için durması belliki onu çok heyecanlandırır. "Bizi koşarken gördüğü için durduu, bizim için durduu" diye bağıra bağıra konuşup bu sefer de tüm metrobüs ahalisini güldürür:)

Annesi ayakakabı alışverişi yaparken bir ayakkabının tekini alır ve ayağına giyip dener. Ayakkabıyı tek gören baldanadam şaşırır. Görevli ablaya döner "Bu ayakkabı iki ayakkabı değilmi" diye sorar :)

Anne grip salgınından nasibi almış salya sümük yatmaktadır. Oluşa hastalığın bulaşıcı olduğu ve anneye yaklaşmaması tembihlenir. Tuvalette işini bitiren oluşa temizlik ekibi olarak hastada olsa yine anne yardıma gider. Fakat "popomu sen yıkamaa popoma bulaşırrr" sesiyle irkilir ve gülme krizine girer :)



Evimizin neşesi, annesinin paşası, sen çok yaşa, hep gül hep güldür...

Arıza Ömer


Ömer genel anlamda uyumlu bir çocuk sayılır. İsteklerinde çılgınca bir inat içinde olmaz, muhakkak bir orta yol bulur bir şekilde anlaşırız. Yanlız bu cumartesi günü bu pazarlık uzlaşması yöntemi hiç bir işe yaramadı. Güne güzel başlamıştık. Alışveriş yaptık, kuşları besledi(k). Öğlene kadar neşe içerisindeydi. Tezgahtar abilere, ablalara bişeyle sorup durdu, kuşları kovaladı. İlk arıza belirtileri acıktım diyip her lokantaya girmeye çalışmasıyla başladı. Karnını doyurup eve dönmek için kalktığımızda bu seferde yürümicem diye tutturdu. Şişlinin orta yerinde yürümemek için emekleyerek gezen benim oğlumdu. Müdahale etmek isteyen amcaya sanane diye bağırdı. O kadar şaşkındımki bakakalmakla yetindim aralarındaki konuşmaya. Eve dönene kadar bir iki ağlama krizine daha girdi kucağa gelmek için. Evde de uyumamak için ağladı durdu, hatta bir anda sesi kesildiğinde şaşırdım meğer sızıp kalmış ağlarken.

Uyandığında bir krize hazırlıklıydım çünkü acıkacağını düşündüğümden pizzayı onu beklemeden hazırlamıştım. Normalde pizzayı birlikte yapıyoruz ve yumuşak malzemeleri kahvaltı bıçağıyla kesmesine izin verdiğim için pizza yapmayı çok seviyor. Tahmin ettiğim gibi oldu ve bir posta pizzayı ben yapacaktım diye ağladı. Sonra sofrada olabilecek her şeye ağlamak için bahane buldu hatta bir ara çığlık atmaya başladı. Biz iki şaşkın durumun normal olmadığının farkında suyuna gitmeye şalıştık ve sakinleşmesini bekledik. Karnı doydukça gözü biraz açıldı ve çok şükür normal haline döndü.

Durum değerlendirmesi yapınca uykudan önceki huysuzluğu uyku saatinin geçmesine uyandıktan sonrakinide açlığa ve ikindi keraatinde uyumaya bağladık ama ömer rutinine çok bağlı bir çocuk değil normalde. 2 yaş dönemi denilen zaman diliminde bile böyle bir kriz günü yaşamamıştık umarım bu durum düne özel bir durum olarak kalır ve ara ara duyduğum 3 yaş sendromu gibi bir döneme girmeyiz. Herkese iyi haftalar

29 Eylül 2010 Çarşamba

Şimşek mcqueen


Herşey yazlıktayken dayısının televizyonda izlediği çizgi sinamayı görünce başladı. Aslında filmin sonuna gelmişti ama konuşan bir arabanın olduğu çizgi film hemen ilgisini çekti. O günden beridir şimşek mcquenn izleyelim diye tutturuyordu. Şiddet içermeyen sevimli bir karakter olması ve çizgi filmin konusu dosluk olduğu için tamam diye söz vermiştim. Maraşa gitmeden önceki hafta baştan sona kadar izledik ailecek ve o günden beridir ben şimşek mcqueenim diye dolaşıyor evde Ömercim.

Kendisine ömer diye hitap ettiğimizde çoğu zaman bizi ben şimşek mcqueenim diye düzeltiyor. Bu tip şeylerin yakında başımıza geleceğini tahmin ediyordum aslında. Şimşek mcqueen gibi zararsız, sevimli bir hayali karakterle kendini özdeşleştirdiği için sevinmeliyim sanırım. Tek sorunumuz çocuklara satılmak için hazırlanmış ve benim almayı uygun görmediğim ürünlerin üzerindeki şimşek mcqueen resimleri. Neyseki Şimşek Mcqueen eski popularitesini yitirmiş bir çizgi karakter. O minik kırmızı arabayı etrafta eskisi kadar çok görmüyorum ama yinede hazırlıksız yakalandığım için bir kere kakaolu süt almak zorunda kaldım. O küçücük kutunun üzerindeki minicik resmi nasıl gördü anlamadım ama gözünde çok büyütmemek için o anda aldım.

27 Eylül 2010 Pazartesi

Maraş 2010

Bu sene babişkonun memleketine yolculuğumuzu ancak geçtiğimiz hafta yapabildik. Daha önce yazını ve kışını gördüğüm Maraş bu mevsimde çok güzeldi. Aşırı sıcak olmayan, kuru ve güzel bir havası vardı. Giderkende dönerkende uçağa yetişebilmek için uykusunun bölünmesine rağmen baldanadam yollarda bizi üzmedi. Bir önceki maraş yolculuğumuza göre o kadar konforluyduk ki oğlumun gerçekten büyüdüğünü daha iyi anladım. Kah uyuyarak kah sohbet ederek yollarda bize yük değil arkadaş oldu. Bir tek dönüş uçuşunda iniş sırasında midesi bulandı ve "midem bulanıyoo midem bulanıyooo" diye ufak bir yaygara kopardı ama o kadarda olsun değilmi.

İlk gece beklediğim gibi uyum sağlayamadı ve yazlıktaki ilk gecesi gibi evimize gidelim şarkısını tutturdu. Gündüzlerini babaanne, dede ve halalar tarfından bol bol şımartılma, evin kedisini sevip, tavuklarını kovalama, bahçede dedesine yardım etme, gezip tozma ve tabiki her saniyesinde oyunla geçirdiği için ev pek aklına gelmedi ama geceleri uyurken çok konuştu, sıçradı, sık sık uyandı, ağladı. Bunu yoğun programa dayalı yorgunluk ve uyaran fazlalığına bağladım.
Bu da son gece dönüş heyecanından uyuyamayan ve kendi kendine parmaklarını konuşturan baldanadamdan bir inci..."Bizim evimiz bizi çok özlemiş ağlıyor. Dursun Ali dedemin evi ona merak etme gelecekler diyor"


Maraş Ulucami

Maraş kalesi

Maraş kalesi

Ekinözü-İçmeler Halayla böğürtlen toplarken

Ekinözü içmeler Ördeklere yem atarken

Elbistan-Pınarbaşı Ceyhan'ın kaynağının üzerinde yunusla gezinti keyfi

Elbistan-pınarbaşı

Bu fotoraflar benim makinayla çektiklerimden. Daha bir sürü fotoraf babişkonun telefonunda aktarılmayı bekliyor
Blog Widget by LinkWithin
 
Copyright 2009 Baldanadam